Geri git   İyi forum - paylaşmak güzeldir ! Spor Beşiktaş





Yeni Konu aç  Cevapla
Görüntüleme: 388 - Cevaplar: 17  
LinkBack Seçenekler
Alt 07-16-2007, 01:23 AM   #1 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
Icon1 COLA TURKA İLE FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ(Güncellendi)


Evet Arkadaşlar Ben www.bjk.com.tr'den COLA TURKA İLE FUTBOLCU GÜNLÜĞÜNÜ devamlı olarak yazıcam
Şu Andaki
COLA TURKA İLE FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ
22.06.2007 13:38

Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nün konuğu olarak, ilk röportajını resmi internet sitemizle yapan Mehmet Yozgatlı, Beşiktaş’a transfer olmaktan dolayı büyük mutluluk yaşadığını belirtirken, “Heyecanımı kelimelerle anlatamam” dedi.
Beşiktaşımız’ın sezon öncesi gerçekleştirdiği en önemli transferlerden bir tanesi Mehmet Yozgatlı. Birçok futbol otoritesine göre, Türkiye’nin en önemli oyuncuları arasında gösterilen sağ kanat oyuncusu, atacağı ve attıracağı gollerle adınan söz ettirmek için sabırsızlanıyor. Liglerin en iyi orta yapan futbolcularından biri olan Yozgatlı, büyük taraftarımızın karşısına çıkacağı günü de iple çekiyor. İşte Mehmet Yozgatlı’nın Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’ne konuk olarak gerçekleştirdiği ilk röportaj:

Öncelikle Beşikaş’a hoşgeldin...
Hoşbulduk. Beşiktaş’a gelmek benim için büyük bir mutluluk. Bu formayı giyecek olmak beni çok heyecanlandırıyor. Umuyorum ki buradaki mutluluğum devam eder ve hep beraber başarılara imza atarız.

Beşiktaş’ı tercih etmenin nedenleri neydi?
Benim öncelikli amacım, büyük hedefleri olan bir takıma gitmekti. Beşiktaş’ta hem ligde, hem Şampiyonlar Ligi’nde önemli başarılara imza atmak isteyen bir kulüp. Avrupa’da da görüştüğüm kulüpler vardı ama bu özelliklerinden dolayı Beşiktaş ağır bastı ve bu kararımdan dolayı çok mutluyum.

Yeni bir sayfa açmak insanı tazeler, heyecanlandırır, hırslandırır. Kariyerine yeni başarılar eklemek için heyecanlı ve hırslı mısın?
Zaten hırslı bir oyuncu olduğumu beni tanıyan herkes bilir. Heyecanımı ise kelimelerle anlatamam. Çok büyük bir camiaya geldim. Üzerimde büyük bir yük olduğunun farkındayım. Çünkü herkes benden çok şey bekliyor. Ben de kendime güveniyorum.

Beşiktaş’ta hedeflerin neler?
İlk hedefim Beşiktaş formasıyla ligde şampiyon olmak. Bunun için çok iyi transferler yapıldı. Zaten geçen sezonda takımda yer alan çok iyi oyuncular da kadromuzda. Başımıza çok başarılı bir teknik direktör olan Sayın Ertuğrul Sağlam geldi. Biz takım olmayı sağlayıp, iyi arkadaşlıklar kurup, Beşiktaş’ı yükseklere çıkarmak istiyoruz. Avrupa’da da elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. Buna yetecek gücümüz olduğuna da inanıyorum. Tecrübeli, Milli Takım’da oynayan ve başarıya aç futbolcularımız var. Hırsımızla istediklerimizi elde edeceğimizi düşünüyorum.

Spor yazarları, Beşiktaş’ın, Türkiye’nin en iyi üç sağ kanat oyuncusundan birisini transfer ettiği görüşünde birleşiyorlar. Senin forvete destek verip süpriz goller atan, bakarak orta yapan, gol pası veren, mücadele eden, oyunu bırakmayan, pozisyona giren bir oyuncu olduğunu belirtiyorlar. Sana göre bir futbolcu olarak eksilerin ve artıların neler?
Bu yorumlar beni gerçekten çok mutlu ediyor. Ben sahada her zaman en iyisini yapmaya çalışan bir oyuncuyum. Takımım için mücadele ederim. En önemli özelliklerim çabukluğum ve yaptığım ortalar. Tabiu ki her maçta iyi oynamayabilirim ama böyle zamanlarda bile olabildiğince bu özelliklerimi sahaya yansıtmaya çalışıyorum.

“Sonradan bile oyuna girse, attığı ve attırdığı gollerle değiştirmediği tek maç yoktur” şeklinde övgü alan bir oyuncusun. Fakat bu yeteneğine rağmen, Fenerbahçe ve Galatasaray’da çok fazla forma şansı bulamaman eleştiri konusu oldu. Bu konuda neler söyleyeceksin?
Ben oynasam da oynamasam da hazır olan bir oyuncuyum. Bunun için idmanlarda son nefesime kadar çalışıyorum. Fenerbahçe’de istediğim şansı bulamadım ama Beşiktaş’ta böyle olacağını sanmıyorum. Kendime çok güveniyorum. Zaten iyi oynadığım sürece hocam bana güvenecektir ve şans verecektir.

Sayın Ertuğrul Sağlam gibi genç, vizyon sahibi, hırslı ve hedefleri olan bir teknik direktörle çalışacak olmak seni heyecanlandırıyor mu?
Bence çok başarılı bir teknik direktörümüz var. Kayserispor’u çalıştırırken, hem ligde hem de Avrupa’da çok iyi işler yaptı. Kadromuz da güçlü olduğu için, el ele verip büyük başarılar yakalayacağımıza inanıyorum.

Nobre ve Bobo ile henüz konuşma fırsatımız olmadı ama senin transferinden dolayı mutlu olmuşlardır diye düşünüyoruz. Yapacağın ortalarla Nobre ve Bobo’nun gol sayısını arttıracağına inanıyoruz...
Özellikle Nobre’ye, Fenerbahçe’de oynarken çok gol attırdım. Beşiktaş formasıyla buna devam edeceğiz. Bobo’yla sadece bir kere tanışma fırsatım oldu. İnanıyorum ki hem O’na hem de diğer arkadaşlarıma bol bol asistler yapacağım ve goller attıracağım.

Beşiktaş dünyanın en büyük taraftarına sahip. Büyük taraftarlarla buluşacağın ilk gün heyecanlı mısın?
Onların karşısına ilk çıkacağım gün çok heyecanlı olacağımı düşünüyorum. Çünkü Beşiktaş taraftarı çok büyük bir taraftar. Ayaklarım kesin titreyecektir. Daha önce diğer takımlarda oynarken de, İnönü Stadı’ndaki maçlarda çok tedirgin oluyorduk. İnanıyorum ki onların da desteğiyle, hep beraber mutlu günlere ulaşacağız.

Son sözde, Beşiktaş Camiası’na, Beşiktaş taraftarına nasıl bir mesaj vermek istersin?
Takım olarak başarılı olacağımıza inanıyoruz. İyi bir kamp geçirip, mücadele ettiğimiz her alanda birinci sırada yer alacağız. Taraftarlarımızın da bize büyük destek olacağını biliyorum. Tabii ki kötü oynadığımız maçlar da olacaktır ama onların desteğiyle her türlü zorluğu aşacağımıza inanıyorum.

Teşekkür eder, başarılar dileriz.

Röportaj: Senem Gülkar
Fotoğraflar: Cuma Yıldız




İsterseniz Öncekileride Yayınlarım SonrakinideŞimdilik Bu kadar.....

Konu _Melih_ tarafından (08-04-2007 Saat 09:05 PM ) değiştirilmiştir..
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:29 AM   #2 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
COLA TURKA ile FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ İLE SERDAR KURTULUŞ


COLA TURKA ile FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ
19.04.2007 16:48



Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nün yeni konuğu; yaptığı başarılı çıkışla göz dolduran Serdar Kurtuluş. Genç meslektaşlarının hayranlıkla takip ettiği oyuncumuzla futbola dair uzunca bir söyleşi yaptık…
Futbola Bursaspor altyapısında başlayan ve A takım da dahil olmak üzere 11 yıl yeşil beyazlı formayı giyen Serdar, sezon başında her futbolcunun rüyası olan Beşiktaşımız’a kavuştu. Teknik Direktörümüz Tigana’nın isteği doğrultusunda Siyah Beyazlı formamızı giymeye başlayan Serdar, kabul ettiği transfer teklifi ile ilk kez ailesinden uzak kaldı. Beşiktaş’taki ilk günlerinin nasıl geçtiğini merak edenler için şu ifadeleri kullanıyor genç futbolcumuz:

“19 yıldır ailemle birlikte Bursa’da kalıyordum. Beşiktaş’a gelmek güzel ama, bunun en zorlu tarafı ailemden ayrı kalmak oldu. Geldiğim günden beri tesislerde kalıyorum. İnsanlardan uzak geçti ilk 2-3 ayım. Sonuçta tesislerde yalnız kalıyorsunuz ve tek başınızasınız. Genelde aile ortamı içinde oluduğunuz için bütün bunlara alışık değilsiniz.. Biraz yalnızlık çektim açıkçası. Buradaki ortama, takıma alıştıktan sonra bu süreci atlattım tabii ki.”

Peki, tesislerde vakit nasıl geçer?

“Yolları fazla bilmediğim için dışarı çıkma imkanım hiç olmadı. İlk 3 aylık dönemde sadece tesislerde vakit geçiriyordum. Bazen genç arkadaşlarla birlikte gezmeye gidiyorduk. Ama 1-2 kere dışarı çıksan da yolları öğrenmek kolay değil koskoca İstanbul’da. Genelde internette vakit geçiriyorum, öğrendiğim bir kaç yer var, oralara gidiyorum. Sinema, internet, play station derken vakit geçiyor. Zaten artık tempo arttığı için sıkılmaya da vakit bulamıyoruz. Maçlarla, kamplarla hedefe doğru gidiyoruz.”

Kamp demişken merak edilen bir konu aklımıza geliyor; bir futbolcunun konsantrasyon dönemi ne zaman başlar? Haftanın başından itibaren mi, yoksa başka bir zaman mı?

“Diğerlerini bilmiyorum ama ben kamp akşamı maça konsantre olmaya başlıyorum. Belki bazı arkadaşlar Salı’dan itibaren maçı düşünür ama ben kamp akşamında konsantre olmaya başlarım. Maça da hazır bir şekilde çıkarım”

Konu futbola kaydığına göre değiştirmeden devam etmekte fayda var. Bütün futbolseverlerin kalbi son haftalara girilirken daha fazla heyecanla atmaya başladı artık. Özellikle de Beşiktaşlılar’ın. Fenerbahçe ile çok kritik iki karşılaşma var önümüzde. İki hedefe ulaşmak için bu maçlardan iki güzel sonuç almak gerekiyor. Söz yine Serdar’da:

“Kupadaki ilk maçı 1-0 kazandık ama bunun hiçbir zaman garantisi yok. Kadıköy’de oynayacağımız maçta beraberlik yetiyor fakat biz kazanmak için gideceğiz. Şartlar ne olursa olsun finale yükselmek istiyoruz. Ligde de şampiyonluğu belirleyecek kader maçı var. Aramızda 4 puan var. Ben, Fenerbahçe’nin maç kaybedeceğine inanıyorum. İki takımın da fikstürü çok zora ama bizimki onlara nazaran daha iyi. Fenerbahçe, bizimle oynayacak. Galatasaray deplasmanı var, Trabzonspor gibi güçlü bir takımla karşılaşacaklar. Bizim tek çıkış noktamız bundan sonra puan kaybetmemek. Fenerbahçe’yi yendikten sonra Şampiyon oluruz diye düşünüyorum.”

Futbol Takımımız, bu sezon Şampiyonluğun en güçlü adayı. Bütün Siyah Beyazlı taraftarlar 34. haftanın bir an önce gelmesini beklerken, bayraklar, flamalar çoktan hazırlandı. Herkes, hakemin sezonun bittiğine işaret eden son düdüğünü bekliyor. Şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerlerken, çok kritik zamanlarda puan kayıpları yaşadık bu sene. Keza rakibimiz Fenerbahçe’de de aynı kayıplar yaşanıyor. Bu nasıl bir durum diye soruyoruz ve cevabın ilk cümlesini gülerek veriyor Serdar:

“Bana göre iki takım da lige heyecan katıyor. Biz puan kaybederken Galatasaray kazanıyor, ama Galatasaray’ın yarıştan kopmaması bizim için daha iyi. Çünkü, Fenerbahçe ile oynayacakları çok önemli bir maç var. Mecidiyeköy’deki derbide Galatasaray’ın puan ya da puanlar kazanması, bütün maçları kazanmamız halinde bizim çok işimize yarayacak. Galatasaray bizi geçmediği sürece bizim işimize yarar bu durum. Galatasaray-Fenerbahçe ve Beşiktaş-Fenerbahçe maçları ligin kaderini belirleyecek. Bundan sonra maç kaybetmez, Fenerbahçe’de iki derbide yenilirse Şampiyon oluruz. Bana öyle geliyor ki, bu öngörüm gerçekleşecek.”

Son haftalarda herkes stresli. Özellikle taraftarlar. Futbolcuların durumu ne peki?

“Son haftalarda biz de çok büyük stres yaşıyoruz. Bu bütün futbol takımları için böyle. Kimi Şampiyonluk için koşturuyor, kimi düşmeme mücadelesi veriyor. Bizde de puan kaybetme korkusu var. Bundan sonra oynayacağımız her maç final. Puan kaybetmek istemiyoruz bir daha.”

Beşiktaşımız, futbol dünyasındaki başarılı isimlerin hayallerini süsleyen bir takım. Bir kere Beşiktaş forması giymek için, kim neler vermez ki? Peki Beşiktaş neler kazandırır bir futbolcuya?

“Büyük takımda oynamak çok farklı. Burada oynadığım için futbol piyasam arttı.Türk futbolunda konuşulan isimlerden biri oldum. Milli takıma gitme yolum daha çok açıldı. Çünkü, milli takımda oynayanların bir çoğu büyük takımlarda oynayan isimler. Her futbolcu büyük bir takımda oynamak ister. Burada oynadığım için çok mutluyum”

A milli takıma gidebileceğini düşünüyor musun?

“Milli takıma seçilebilmek çok zor. Oradaki isimler çok kaliteli oyunculardan oluşuyor. Belki, Fatih Terim yaşımın genç olmasını bir dezavantaj olarak görüyor. Ben gösterdiğim performansın üstüne koyabilirsem, bu sene olmasa bile bir dahaki sene A milli takımda oynarım diye düşünüyorum”

Milli takımda şu anda senin mevkiinde oynayan isimler için ne düşünüyorsun?

“Şu anda Aurelio var o bölgede. Gerçekten beğendiğim ve takdir ettiğim bir futbolcu. Türkiye’deki en iyi ön liberolardan bir tanesi. İşini iyi yapıyor, oyun kuruyor, top kaptırmıyor. Bir takım için çok faydalı birisi. Diğer arkadaşlarımız da iyi futbolcular. Zaten iyi oldukları için milli takıma seçiliyorlar. Sonuçta her futbolcu ülkesinin milli formasını giymek için mücadele eder, en büyük hedefleri arasında bu vardır. Daha çok çalışıp milli formaya kavuşacağımı, Mehmet Aurelio’yu keserek oynayacağımı düşünüyorum.”

Serdar, futbol hayatına sağ kulvarda başlayan bir isim. Sağ bek diye tabir edilen bölgenin oyuncusu. Duruma göre sağ kanatta da görev verilmiş ve alnının akıyla başarılı maçlar çıkarmış. Beşiktaş’a geldiğinde ise daha önce hiç oynamadığı bir bölgede görev yapmaya başladı. Sağ bölge için geldi ancak bir süre sonra Türkiye’nin en iyi ön liberoları arasına girmeyi çoktan başardı. Serdar’ı bilen isimler CSKA Sofya maçında kendisini orta sahanın ortasında görünce şaşırmışlar, “Bunun burada ne işi var?” diye…

“Ön libero oynayacaksın” dedikleri zaman neler düşündün?

“Daha çok sağ bek ve stoper olarak görev yaptım. CSKA Sofya maçında hocam ne yapmam gerektiğini söylediğinde şaşırmıştım. Başta korktum ama 2-3 maç sonra yerime alıştım iyi bir performans sergiledim. Hocam ilk defa beni farklı bir yerde oynattı ve iyi bir performans yakaladım. Takıma katkı yaptığım söylenince de daha çok motive oldum ve kısa sürede yerime alıştım. Demek ki kabiliyet varsa oluyormuş. Çocukluğumdan beri sağda oynuyorum ama şu anda tekrar sağ bek oynamamı söyleseler belki zorluk çekerim. Ancak fazla uzun sürmez tabii. Nasıl olsa o tarafa da alışığım.”

Tigana’nın hayatındaki önemi nedir?

“Beni bu yerlere getirdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Benim buraya gelmeme sebep oldu. Bana çok önemli bir şans verdi ve bunu değerlendirdiğime inanıyorum. Önemli olan oynadığınız zaman mahcup etmemek. Bende, bana güvenenlerin yüzünü kara çıkarmadım.”

Serdar Kurtuluş’u kendin nasıl değerlendiriyorsun?

“Maça çıktığım zaman sadece mücadele etmeyi düşünüyorum. Kazanma hırsı var bende yenilgiyi hazmedemiyorum. İnsanın kendini sadece futbola verip işiyle ilgilenmesi gerekiyor, ben de öyle yapıyorum. Önemli olan da bu zaten. Maç içinde iyi oynayıp sürekli üstüne birşeyler koyması lazım futbolcunun. Ancak böyle bir yerlere gelinir. En başta bir istikrar yakalamalı genç bir futbolcu. Kötü oynayabilirsin ama kötü mücadele edemezsin. Ben de öyle yapıyorum.”

Her sezon, bir çok takım kadrosuna genç isimler katıyor. Bunların arasında Serdar gibi başarılı olanları da var, kaybolup gidenleri de. Serdar Kurtuluş, bu sezonki futbolu ve performansı ile taraflı tarafsız herkesin takdir ettiği bir oyuncumuz. “Gençler senin gibi olabilmek için ne yapmalı?” diye sorduğumuz zaman madde madde cevaplıyor:

“Klasik olacak ama her zaman çalışmalılar. Çalışan insan günün birinde hakkını alır. Söylenen sözden çıkmayacaksın. Ne söyleniyorsa onu yapacaksın. Disiplinli olacaksın. İşini severek yapacaksın. Zevk alacaksın. Sonrası zaten kendiliğinden gelir. Özel hayatına dikkat edeceksin. Futbolcular robot değildir; tabiiki gezekeceksin. Herşeyin yeri ve zamanı var o zamanı iyi ayarlamak lazım. Geç yatmayacaksın. Özetle, abartmadan yaşayacaksın.”

Genç bir futbolcunun büyük takımda oynamasının avantajı ve dezavantajları neler?

“Bu yaşta büyük bir takımda oynamanın avantajı da var, dezavantajı da var. Avantajları; medayının takip ettiği birisiniz. Genç yaşta büyük takımda oynuyorsunuz. Türkiye’nin gözü önündesiniz. Bu durumda yaptığın her hareket dikkat çekiyor. Yanlış olunca direk dezavantaja dönüyor. Genç yaşta büyük takımda oynamak kolay değil. Bu şans geldiyse bundan sonrasını değerlendirmek lazım. Türkiye’de milli takımdan önce gelinebilecek en son nokta burası. Önemli olan kalıcı olabilmek.

Peki Serdar futbolun dışında nelerden hoşlanır?

”Kitap okumayı pek sevmiyorum. Sinema ile aram gayet iyi. Korku filmlerini severim. Vizyona yeni giren korku filmlerini izlemeye çalışırım. Filmi kendi başıma izlemeyi tercih ediyorum. Futbol dışında başka sporlara göz atamıyorum. İlgilendiğim başka bir spor dalı yok zaten.”

Peki gelecek planların nedir?

“Herkes gibi benim de futbola başladığımda bazı hedeflerim, hayallerim vardı. İlk hedefim Bursa’da A takım forması giymekti, sonra Beşiktaş’ı istiyordum. Çocukluğumun takımı Beşiktaş’tayım. Bundan sonra milli takımda uzun yıllar değişmeyen bir isim olmak. Bunun için çalışıyorum. Performansımın üstüne koyup devam edersem o da olur. Son olarak Avrupa’da oynamayı düşünüyorum. İngiltere Premier Ligi hoşuma gidiyor. Oradaki futbol buradan çok farklı; kendi futbol yapımı biraz daha geliştirmem lazım oralarda oynamam için. Özellikle maç kondisyonu, hızlı ve teknik oyun açısından. Bunları gerçekleştirdiğim takdirde İngiltere’de forma giymek istiyorum.”

Futboldaki ilk parasını Bursa altyapısında oynarken kazanan Serdar, ilk maaşını şimdi olduğu gibi yine eve göndermiş. Tanınmak hoşuna gidiyor ama her insan gibi bazen o da aşırı ilgiden sıkılabiliyor. Dışarı çıktığı zaman fotoğraf çektirmek isteyen, imza almak isteyen bir çok kişi varmış. Serdar bunları keyifle karşılıyormuş. “Sıkıldığım anlar tabii ki oluyor. Ama kimseyi kırmamam gerektiğinin farkındayım. Tanınmak hoş birşey ama bazen keşke böyle olmasa dediğiniz zamanlar oluyor” diyor.

Beşiktaş tribünlerinin de en büyük hayranlarından birisi Serdar;

“Aslında İnönü Stadı’na çıkınca futbolcular enteresan duygular yaşıyor. Çok ateşli, destekleyen, itici bir güç olan 12. adam görevini layıkıyla yerine getiren bir taraftarımız var.
Her zaman bizi desteklesinler. Bizden istediklerinin farkındayız, onun için mücadele ediyoruz. Bizim de onlardan bir isteğimiz var. Gençlere sahip çıksınlar, sağduyulu olsunlar.”

Kendisi de bundan önce tribünde maç izlemiş birisi. Beşiktaş ve Bursa maçlarını tribünden takip edermiş. Tribün ve sahada diye bir kıyaslama yapmasını istediğimizde şu cevabı veriyor: “Eğer o gün iyi oynuyorsanız saha içi en iyisi. Fakat, kötüyseniz hiç çekilmiyor.

Bir anısıyla röportajımız sona eriyor:

“İnönü Stadı’nda Bursa ile oynuyoruz. Bursaspor’da oynayan kardeşim Serkan’da kadroda. Benim için çok enteresan bir durum oldu. Kadroda olduğunu biliyordum fakat oynayacağını tahmin etmiyordum. Bir arkadaşının sakatlığı üzerine 11’de başladı ve Türkiye’de oynayan en genç oyuncu unvanını aldı. Bir abi olarak bundan tabii ki gurur duydum. Maç içinde ben onu motive etmeye çalıştım. Çünkü, daha ilk maçıydı ve Beşiktaş’a karşı oynuyordu. İkimizde profesyonelliği ön planda tuttuk. Abi-kardeş değil, iki rakip olarak oynadık. Hatta, o benden daha profesyonelce oynamış. Maçın daha ilk dakikalarında bir pozisyonda karşı karşıya kaldık. Ben bir çalımla Serkan’ı geçtim derken kardeşim bir faul yaparak beni düşürdü. Ben o an bir özür bekliyorum kendisinden. Özür dilemeyi geçtim, beyefendi tenezzül edip kaldırmadı bile. Tabii bu maç içerisinde olan bir durum. Aşırı konsantre olmuş demek ki. Bunlar maç içinde kalan hoş şeyler.”
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:32 AM   #3 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
COLA TURKA ile FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ İLE MUSTAFA DOĞAN


COLA TURKA ile FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ
08.03.2007 14:58




“Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü” bölümümüzün konuğu profesyonelliği ile dikkatleri çeken tecrübeli oyuncumuz Mustafa Doğan... Geçirdiği uzun sakatlık döneminin ardından Siyah Beyazlı formamızı tekrar sırtına geçiren Doğan ile keyifli bir sohbet yaptık.
Mustafa Doğan, tam bir profesyonel. Sakatlıklar, yedek kalmak onu hiçbir zaman umutsuzluğa sürüklemiyor. “Bu sezon en az süre aldığım yıl” diye konuşuyor Doğan… Her an oynayabilecekmiş gibi kendisini hazırlıyor. Profesyonelce düşünüyor: “Gerek sakatlıklar, gerekse bir sürü şanssızlık bu sezon yakamı bırakmadı. Oynamadığım maçlar için konuşmaya gerek yok. Hocamızın takdiridir. Hiç bir futbolcunun bu durumdan şikayet etmesine gerek yok. Neyse ki son iki haftadır oynamaya başladım.”

Mustafa Doğan’ı en son formasından uzak bırakan da fibula kemiği oldu. Normal şartlar altında tekrar sahalara çıkabilmesi için 2,5-3 aylık bir tedavi süresi vardı. Ama O, Doktorumuz Ayhan Optur’un da bir açıklamasında söylediği gibi, tedavisini değil bir kaç gün bir dakika bile geciktirmeyerek daha kısa sürede bu problemini de atlattı.


Sakatlık döneminin nasıl geçtiğini soruyoruz…

“Bir futbolcu oynamadığı dönemde tabii ki kendini takımdan dışlanmış hissediyor. Takımla idman yapamadığı zaman zor günler geçirebiliyor. Ama ben her zaman şükreden bir insanım. Beterin beteri vardır. Bunun farkında olan bir insanım. N’apalım bizim iş kazalarımızda böyle. Sakatlanmak bizim mesleğimizin de demirbaşlarından birisi. Bu durumu atlatmak kolay olmadı tabii. Tedavilerime, sağlık ekibimizin direktifleri doğrultusunda devam ettim. Psikolojik olarak yıpranmama izin vermedim. Her şeye olumlu, pozitif bakarak bu durumu da atlattığımı düşünüyorum. Nitekim hocam son iki maçtır görev veriyor.”

Bazı futbolcular uzun süren sakatlık dönemi nedeniyle psikolojik sıkıntılar yaşayabiliyorlar. “Eski formumu tutturamazsam” korkusu baş gösterebiliyor. Mustafa Doğan, böyle bir durum yaşanmış mı diye merak ediyoruz.

“Bahsettiğiniz korkuların hiçbiri bende olmadı. Benim için önemli olan sağlığımı tekrar kazanmak. Sonrada forma giyen arkadaşlarımı zorlayarak onların önüne geçmek. Bu işin doğası da zaten budur. Sakatlanırsınız, iyileşirsiniz, formayı kapmak için mücadele edersiniz. Ömrümde ilk defa bu kadar az maç yaptım. Ama Trabzon ve Galatasaray maçlarında tekrar sahadaydım. Artık oynamaya başladık; ancak başlamak önemli bitirmek daha önemli.”

Ligdeki son durumu kendisinin nasıl yorumladığını merak ediyoruz.

“Lig bu sene enteresan bir hal aldı. Herkesin şampiyonluk şansı eşit. Oynanmamış derbiler var. Kendi aramızdaki maçları da göz önüne alırsak neden Şampiyon olmayalım. Lig her şeye gebe. Şu anda kimseyi favori gösteremezsiniz. Bize kalan bundan sonra içeride ve dışarıda oynayacağımız bütün maçları kazanmak.”

Takımımız’ın deplasmanlarda istenilen sonuçları alamamasını neye bağlıyorsun?

“Aslında deplasman fobisi diye bir şey yok. Tamam dışarıda bir şanssızlık var. Ama biz elimizden geleni orada da yapıyoruz. Maalesef Türkiye’de her şey kazanmaya endekslenmiş. Dışarıda 2-3 maç galip gelemeyince hemen “deplasman fobisi, dışarıda kazanamıyorlar, korkak oynuyorlar, oynayamıyorlar” gibi bir sürü yazılar görüyoruz. Futbolcu psikolojisi açısından bunlar son derece zararlı kelimeler. Bunlardan uzak durmak lazım. Bunlar ister istemez insanı baskı altına alıyor. Bunlar beni etkilemiyor, ama genç arkadaşlarımızı etkileyebilir. Geçen sene de deplasmanda kazanıyorduk, içeride kaybediyorduk. Ama gerçekten bu sene taraftarımızın önünde oynamak bize büyük bir keyif veriyor.”

Peki bir futbolcunun deplasmana giderken psikolojisi nasıl oluyor?

“Adı üstünde deplasman. Hazırlanma şeklimiz bile farklı oluyor. Seyahatler, konaklama, alışılmış bir ortamdan farklı bir şekilde maça hazırlanma. Bunların hepsi küçük gözüken ama önemli detaylar. Gittiğiniz yerde hava şartları, saha şartları da önemli etkenlerden. Ama şampiyonluğa giden bir takım için bunlar bahane değil. Şampiyon olmak istiyorsanız içeride de dışarıda da kazanmanız gerekiyor. Biz de Galatasaray maçıyla birlikte kazanmaya başladık artık. Bence Galatasaray maçı bizim için bir serinin başlangıcı.”


Fortis Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe ile erken final olarak adlandırılan yarı final oynayacağız. Ayrıca rakibimizle ligde de bir maçımız var. Bu kritik 3 maç için Mustafa Doğan ne düşünüyor?

“Geçen sene olduğu gibi bu sene de kupayı kazanmak istiyoruz. Geçen sene Fenerbahçe’yi finalde elemiştik. Bu sene yarı finalde elemek istiyoruz. Arka arkaya üç maç oynanacak olması bence futbolseverler için hiç de iyi değil. Çok özel derbilerin arka arkaya oynanması özelliğini, heyecanını kaybettiriyor. Burada kupayı ve ligi ayrı ayrı düşünmek lazım. Biri 180 dakikalık bir mücadele diğeri de şampiyonluk açısından son derece önemli bir karşılaşma. Umarım bu maçların hepsini kazanarak yolumuza devam ederiz.”

Kupa ile lig arasında sana göre bir öncelik var mı?

“Hayır öyle bir fark olduğunu düşünmüyorum. İkisi de iddialı olduğumuz kulvarlar. Ama Fenerbahçe’yi bilmiyorum tabi. Fenerbahçe, benim oynadığım zamanlarda da kupaya normalin üstünde önem veriyordu. Bu sene de kazanmak istiyorlar. Ama açıkçası Fenerbahçe şu anda beni hiç enterese etmiyor. Rakibimiz ligde ve kupada bir takım sıkıntılar yaşıyor. Biz onların sıkıntılarından, problemlerinden faydalanmalıyız. Bunları kendi lehimize göre kullanmalıyız. Böyle önemli maçlarda futbolcuların da psikolojisi çok önemli. O gün kafamızın da rahat olması lazım. Kafası hazır olan takım bu maçları kazanır.”

Mustafa Doğan, gurbetçi futbolcularımızdan bir tanesi. Almanya da altyapı açısından ekol ülkelerden bir tanesi. İlk futbol eğitimini Almanya’da almasının kendisine ne tür katkıları olduğunu soruyoruz.

“Almanya’da ben hobi olarak futbol oynuyordum. Severek yaptığım bir işti. Hobi olarak yaptığınız bir işi meslek haline getirmek kadar güzel birşey olamaz. Ama ben amatörken bile yaptığım işi çok ciddi yapmaya çalışan birisiydim. O yaşlarda arkadaşlarım gezmeye, eğlenmeye giderken ben sabah antrenmanım var diye evde yatan bir adamdım. Sahada maçı bıraktıktan sonra ben bugün takımım için iyi birşey yaptım diye kendimi tatmin edersem, bu bana mutluluk veriyordu. Tabii bu futbolcunun kendisi ile alakalı olan bir durum ama, Almanya’da disiplinli olmayı, oyun disiplinine sadık kalmayı öğrendim en önemlisi.”

İki ülke arasında altyapı farkları neler?

“Almanya futbolda bazı şeyleri aşmış artık. Altyapılarına çok önem veriyorlar. Buradaki şartlarda çok iyi diye düşünüyorum. Önemli olan genç yaşlarda bu takımlara gelebilmek. Bu şart herkeste olmayabiliyor. Küçük yaştan itibaren bu kulüplerin bünyesinde olanlar diğerlerinden çok farklı oluyor.”


Bir dönem Alman Milli Takımı’nda forma giymişti Doğan… Panzerlerin içinde “Panzer” lakabıyla oynuyordu.

“Panzer lakabını bana Fenerbahçe’de oynarken Mustafa Denizli takmıştı. O zamanlar Alman Milli Takımı’nda da oynuyordum. Sert oynayan bir futbolcuydum. Oyun lakabımla alakalı olarak ve milli takımda oynadığım için öyle bir lakabı uygun görmüşlerdi bana. Açıkçası hoşuma da gidiyordu. Alman Milli Takımı’na hak ederek gittim. Ama artık o dosyayı kapattığımı düşünüyorum. Zaten uzun yıllarda çağırılmıyorum. Aslında öyle bir hayalim de yok. Rudi Völler milli takımın başına geçtikten sonra kendisine yeni bir ekip kurdu. O ekipde de çok önemli değişiklikler yapmadı beni de kadrosunda düşünmedi. Bundan sonra da zaten çağırılmam benim için önemli olan şu anda Beşiktaş’a üst düzey fayda sağlamak.”

Mustafa Doğan, saha içinde sert karakterli bir futbolcu, ancak kart istatistiklerine bakıldığında bu sertliğin oyun kuralları çerçevesinde olduğunu görebiliyoruz.

“Futbol zaten sert bir oyun ama benim gördüğüm sarı kartlar, kırmızı kartlar çok da fazla değildir. Zaten gördüğüm kırmızı kartlar bir veya iki tanedir. O da pozisyon gereği olmuştur. İtirazdan, rakibe kasti tekmeden dolayı bugüne kadar oyundan atılmadım. Bence bunlara bakmak lazım. Bir sarı kartım varsa aynı maçta ikincisini görmedim. Zaten görmemek için çaba sarfeden birisiyim. Buna tatlı sert diyelim.”

Saha içinde kendini nasıl değerlendiriyorsun?

“Ana özelliğim tabii ki defans yapmak, rakibi durdurmak. Belki taktik olarak iyi eğitim almam, taktik anlayışa ve oyun disiplinine sadık kalmam kendi adıma artı diye düşünüyorum. Zaten bir defans oyuncusundan bunlar beklenir.”

Günümüz futbolunda en iyi defans sistemi nedir sana göre?

“Her hocanın futbol felsesefesine göre değişir bu. Artık genelde alan savunması yapılıyor, adam adama markaj kalmadı. Kenarları iyi korumak lazım. Yardımlaşma, kademeye girme ön planda. Ama bütün bunlar uzun süre beraber oynamakla oluyor.”

Malumunuz gol futbolun her şeyi. Futbolun da, futbolcunun da kaderi 450 gramlık kürenin çerçeveyle buluşmasına bağlı. Dikkatli futbolseverler hatırlar; sene 2006, tarih 12 Mart, yer Samsun 19 Mayıs Stadı… Siyah Beyazlılarımız, 20. dakikada Okan Buruk’un attığı golle rakibi karşısında 1-0 öne geçmişti. Samsunspor’un santrasının ardından dakikalar 21’i gösterirken Mustafa Doğan ters bir vuruş yapınca, kendi kalesine gol atmış ve skor eşitlenmişti. Öne geçtikleri golün hemen akabinde kendi kalesine gol attığı zaman neler hissetmişti acaba !

“Çok şaşırdım o anda. İstem dışı bir şekilde vurmuştum o topda gitti gol oldu. Bir de öne geçtiğimiz anda gol atmamız işi daha ilginç bir hale getirdi, ama o vuruştan sonra sakatlanmıştım. Bu sefer üzüntüm iki katına çıktı, hem beraberlik golünü attığım için hem de adalem yırtıldığı için üzülüyordum. Ama iyiki o maçı 3-1 kazandık da fazla üstünde durmadım. Gerçekten çok tirajik bir andı.”


Mustafa Doğan’ı yakından takip edenler ne kadar disiplinli ve profesyonel olduğunu bilirler.. Yedek olduğu maçlarda bile her an maça girebilirim diye düşünerek ısınmaya ilk çıkan isimlerden birisidir. Merak ediyoruz Türkiye’de profesyonellik ne durumda?

“Son 10 yıla baktığımızda bayağı aşama kaydettiğimizi düşünüyorum. Ama belli konularda hala amatörce davranışlar oluyor. Kulüplerde, futbolcularda hatta sektörün genelinde daha çok yol katetmemiz gerekiyor. Gelişme var, Avrupa ile aynı olduğumuz durumlar var ama hala ilerleyemediğimiz noktalar da var. Çok duygusalız. Biraz disiplinden uzağız. Bunları da atlatırsak geriye çok da bişey kalmaz.”

“Avrupa’ya geri dönmeye düşünüyor musun?” sorumuza, “Hayır” diye cevap veren Mustafa Doğan ile söyleşimize bir anısı ile son noktayı koyuyoruz:

“Beşiktaş forması altında Fenerbahçe’ye attığım gol benim için çok önemliydi. Taraftarlarımızla, Camiamız’la kaynaşmamız tam olarak o maçta belli oldu. Çünkü o dönemde Fenerbahçe’den geldiğim için bir kesim tarafından büyük eleştiriler alıyordum. Bana ilaç gibi geldi. Çok rahatlattı bu gol beni. Hala hatırladıkça büyük bir keyif alıyorum bu golden.”
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:34 AM   #4 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
Cola Turka Futbolcu Günlüğü Ile Ibrahim üzülmez


COLA TURKA ile FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ
16.02.2007 12:49

Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nde yeni konuğumuz Beşiktaşımız’ın yıllar geçtikçe göz kamaştıran yıldızı İbrahim Üzülmez… Bu sezon sergilediği performansla Milli Takım’ın da değişilmez isimleri arasına girmeyi başaran kaptanımız İbrahim Üzülmez, kendisi ve Takımımız ile ilgili konularda samimi açıklamalarda bulundu.

“Yıllanmış” diye bir tabir vardır ya; bekletildikçe değer kazanan anlamında kullanılır arasıra; işte bu kelimenin biz Beşiktaşlılar için bir anlamı daha var: İbrahim Üzülmez… Beşiktaş’a geldiği günden beri oynadığı futbolla her teknik adamın vazgeçilmezlerinden biri o… Konyaspor maçının öncesinde kamptayken buluştuk Kaptanımız’la. Bu haftayı yakalandığı gribal enfeksiyon yüzünden evinde dinlenerek geçirse de kamp günü arkadaşlarını yalnız bırakmıyor. Hatta şöyle söyleyelim kaptanlığının gereğini yapıyor ve hastalığını biraz olsun atlatmasına sevinerek fedakârca bir davranışla Konya kafilesindeki yerini alıyor.

Siyah Beyazlılarımız, ikinci yarının başlaması ile birlikte Şampiyonluğun en iddialı takımı konumuna yükseldi. İlk sorumuz devrenin sona ermesiyle birlikte Takımımız’ın yükselen performansı. Üzülmez, devre arasındaki çalışmaların semeresini topladıklarını söylüyor:

“Devre arasında çok iyi bir kamp dönemi geçirdik. Antalya’daki kampta iyi çalıştık. Başarabileceğimize olan inancımızı geri kazandık. Kendimize olan güvenimiz geri geldi. Bütün bunların neticesinde ise ikinci yarıda özlenen Beşiktaş’ı izletmeye başladık. Zaten iyi bir takımız. Genç bir kadromuz var. İlk yarıda uyum sorununu atlatamamıştık. Artık bunlar geride kaldı. Hedeflerimize ulaşabilmemiz için bu çıkışın devam etmesi gerekiyor.”

“Uyum sorunu” diye adlandırılan olgu futbol literatüründe önemli bir yere sahip. Adı üstünde sorundur işte. Futbol takımlarının büyük çoğunluğunun en büyük derdide budur. Sezon başında kadroda gençleştirme yapan Futbol Takımımız’ın da uyum sorununa takılması normaldi. Çünkü çok sayıda yeni ve genç isim Beşiktaş forması ile tanıştı. Birbirileri ile kaynaşmaya başladı. Herkesin birleştiği ortak noktalardan birisi de ilk yarıdaki uyum sorunuydu. Herkes bu problemin ortadan kalkması için gecesini gündüzüne kattı ve Kaptanımız hatırlatınca biz de sorduk “Şu anda uyum sorunu tam anlamı ile kalktı diyebilir miyiz?”

“Sezon başında yaşadığımız en büyük sıkıntı uyum sorunuydu. Tekrar ediyorum çok iyi bir takımız. Fakat uyum sorunu futbolun en büyük hastalıklarından bir tanesi. Biz ilk yarıda bunun sancılarını çok çektik ama şu anda gördüğünüz gibi ilk yarıdakinden eser kalmadı. Şimdi herkes birbirini çok daha iyi tanıyor. Dolayısıyla ilk yarıdaki kötü görüntü ortada yok. Ben uyum sorununun tam anlamı ile ortadan kalktığını düşünüyorum”

Siyah Beyazlılarımız’ın futbolcu tarafında en yetkili isim bu sezon İbrahim Üzülmez. İkinci yarıda kazanılan puanlar bizleri bile havaya sokarken, kendilerinin havasını merak ediyoruz. Futbolcularımız’ın kazanılan puanlarla birlikte keyifleri de yerine gelmiş. Özgüvenlerini tekrar kazanmışlar. “Bir futbolcu maç kazandıkça güven kazanabilir” diyen Üzülmez devamında ise şöyle konuşuyor:

“Daha iyi futbol oynuyoruz. Maçlara daha rahat çıkıp daha rahat puan kazanıyoruz. Taraftarın da, Camiamız’ın da bize olan desteği ve güveni arttı. Bunlar üst üste gelince özgüvenimizi kazanıyoruz. Bu performans sahaya yansıyor. Şu anda herkesin moral motivasyonu üst seviyede. Bunların karşılığını almak istiyoruz. Ama önümüzde çok kritik üç maç var. Konyaspor, Trabzonspor ve Galatasaray maçlarına da üst seviyede moralle çıkmamız gerekiyor. Eğer Şampiyonluk yarışında biz de varız diyorsak bu maçları kazanmamız lazım.”

Fakat tecrübeli oyuncumuz herşeyi üç maça bağlamıyor, “Her maçı çok ciddiye almamız lazım. Her maçı final olarak görmeliyiz. Eğer Şampiyon olmak istiyorsak bu mantalite ile mücadele etmeliyiz” diyerek Şampiyonluk formülünü söylüyor.

Sezon başı ile şu andaki konumumuz kıyaslamasında ise şu ifadeleri kullanıyor İbrahim Üzülmez:

“Sezon başından beri aynı şeyi söylüyorum. Kimse bu takımın kötü olduğunu söyleyemez. Ricardinho gibi, Delgado, Nobre ve Bobo gibi çok kaliteli oyuncuların yanı sıra Milli takımda oynayan bir sürü yetenekli arkadaşımız var. Biz sadece ilk yarıda takım olamama sıkıntısı yaşadık. Sonuç olarak bir istikrar yakaladık ama bu istikrarın bundan sonra da devam etmesi gerekiyor.”

Turkcell Süper Ligi’nin ikinci yarısı bizim için umutlu başlarken, Şampiyonluk yarışındaki rakiplerimizin puan kayıpları iştah kabartıyor. Görünen o ki, ilerleyen haftalarda yarış daha da kızışacak ve 18 takımın bir kısmının taraftarları uykusuz gecelere başlayacak. Ligi soruyoruz bu defa;

“Kimse şampiyonlukta bir takımı favori gösteremez. İlk yarıda bakıldığı zaman herkes Fenerbahçe’yi şampiyon gösteriyordu ama her zaman söylediğim gibi 3 puanlı sistemde her zaman herşey olabilir. Neyin ne olacağı belli olmaz. Nitekim Fenerbahçe’nin puan kayıpları bizi ön plana çıkardı. Ben ilerleyen haftalarda puan kayıplarının devam edeceğini düşünüyorum. En az puan kaybeden de ipi göğüsler. Umarım en az puan kaybeden takım da biz oluruz.”

Beşiktaş taraftarları bu sezon BJK İnönü Stadı’ndaki maçları –özellikle ikinci yarıdaki karşılaşmaları- daha rahat seyrediyor. Zaten BJK İnönü Stadı’nda karşılaşmaları izliyorsanız çevrenizde mutlaka maçların daha rahat geçtiğine dair konuşmalara şahit olursunuz. Son maçlarla birlikte söylenmeye başlayan “Şampiyon Beşiktaş” tezahüratları da bunun bir kanıtı. Hatta Takımımız sahaya çıkarken çıkış tünelini dikkatli bir şekilde gözlemlerseniz, Futbolcularımız’ın da aynı rahatlığa sahip olduğunu göreceksiniz. Belki de rakipleri baskı altına alan unsurlardan bir tanesi de tribünlerin ve saha içinin birbiri ile koordineli olan bu rahatlığıdır. Konuyu Dolmabahçe’ye çevirince İbrahim Üzülmez de rahatlıyor, “Tabii ki sahada oyun olarak taraftarlarımızı tatmin edince hatta bunu skora da yansıtınca bu izleyenlere de yansıyor. Umarım bu uyumu bundan sonrasına da taşıyarak daha sevindirici sonuçlar alırız.”

Beşiktaş tribünlerini tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Zeka mahsülü besteleriyle, pankartlarıyla her zaman dikkat çeken BJK İnönü Stadı sakinleri kendi futbolcularında olduğu kadar rakiplerinde de hayranlık uyandırmış durumda. Hali hazırda İnönü semalarında dolaşırken, İbrahim Üzülmez’in en beğendiği tezahüratın “Kartal gol gol gol” olduğunu öğreniyoruz. Başka bir tezahüratı söylese belki üzerinde çok durmayacağız ama herkesin bildiği gibi bu tezahürat üzerinde yapılan yorumlar birleştirilse, bir kaç ciltlik bir kitap serisi yapılabilir. Hatırlamayanlar için tekrar edelim. Sıkıntılı dakikalarda rakibi baskı altına almak, Takımımız’ı ise harekete geçirmek üzere yapılan bu tezahürat için özetle, “Beşiktaş taraftarı bu besteyle kendi takımlarını baskı altına alıyor. Futbolcuların eli ayağı birbirine dolanıyor” gibi yorumlar spor sayfalarını süslüyordu. Kaptanımız ise verdiği cevapla tartışmalara son noktayı koyuyor:

“Ben bu tür söylemleri doğru bulmuyorum. Tribünlerin yaptığı hiçbir tezahüratın futbolcuları baskı altına almaması gerekir. Zaten futbolcu oynarken elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Bu tezahürat için çok yorum yapıldı ama ben kendimi baskı altında hissetmiyorum. Sonuçta taraftar o anda gol istedi diye gol olacak değil. Keşke onların istediği gibi olsa da istedikleri zamanlarda gol atabilsek. Biz bu tezahüratın ne amaçla yapıldığını biliyoruz.”

Peki Beşiktaş taraftarları hakkında ne düşünüyor İbrahim Üzülmez?

“Beşiktaş taraftarı bence Türkiye’nin en iyi taraftar grubu. Ben bunu Beşiktaş’ın içinde olduğum için söylemiyorum. Genel olarak gözlemlendiği zaman çok büyük bir taraftara sahibiz biz. Yaptıkları bestelerle kendilerini ön plana çıkartıyorlar. Bunu ben değil bütün kamuoyu söylüyor. Tabi kötü sonuçlarda da tepki gösterilmesi doğal, başarıda alkış varsa kötü sonuçta da tepki normal. Ama bu tepkinin şiddetini iyi ayarlamak lazım. Şunu herkes iyi bilmeli ki puan kaybedildiği zaman biz herkesden daha çok üzülüyoruz.”

Maçları takip edenlerin mutlaka gözüne takılmıştır. Sol kanattan gelişen atak istenmeyen bir şekilde sonuçlandığında, İbrahim Üzülmez sinirli bir şekilde tribünlere döner birşeyler söyler. Tabii her zaman olmaz bu. Hatırlatıyoruz, açıklıyor:

“Herkesin şunu bilmesi gerekiyor. Her futbolcu sahada en iyisini yapmak ister. Hiç kimse pas hatası yapmak, top kaybetmek istemez. Bazı anlarda nabız yüksek oluyor. İkili mücadeleden çıkıyorsunuz, bir yerinize tekme geliyor acı çekiyorsunuz, sinirleriniz harekete geçmiş. İşte böyle bir anda taraftarlardan birisi -genelleme yapmıyorum- yüksek sesle tepki gösterince siz de bazen kendinizi tutamıyorsunuz. Böyle dönemler oluyor, bunu kimse inkar edemez.. Bu söylediklerimden sonra kimsenin taraftarla aramda bir sorun olduğunu düşünmesini istemem. Kimseyle problemim yok. Bu, o andaki kazanma hırsımızdan, mücadele gücünden ve sinir katsayısının bir anda artmasından kaynaklanıyor.”

Sol bekteki hırçın oyunu, sol kanattaki süratiyle rakiplerini tarümar eden futbolu, kendisini yıllardır o bölgenin değişilmez ismi yaptı. Zaman zaman kafasını kaldırmamasından dolayı, biraz daha açarsak soldan gelen ortaları, kendisine eleştiri olarak geri dönse de kendisi hakkında olumsuz yorum yapanlar bu sezon biraz susmuş gibi. Hatta bu seneki performansından dolayı alkışlıyorlar desek yeridir. Kendisi de bunun farkında zaten.

Bu sene kendini nasıl buluyorsun? En verimli çağım diyebilirmisin?

“Baktığınız zaman ben 100. yılda da iyi bir performans ortaya koymuştum ama bir kanat oyuncusu olarak en büyük eksiğim orta yapmaktı. Ve bu sene yükselen performansımın üstüne daha iyi ortalar yaptığımı düşünüyorum.”

Kendisini eleştirmekten de kaçınmıyor ve “Her ne kadar şimdiye kadar yaptığım ortalarda bir asistim olmadıysa da umarım bundan sonra daha çok orta yaparım ve ortalarımla da goller gelir. Şimdiye kadar yaptıklarımın bundan sonra da devam etmesi gerekiyor ki bir anlamı olsun. Yaşım 32. Sonuçta öğrenmenin yaşı olmaz. Ben çok çalıştığımı düşünüyorum. Dediğim gibi öğrenmenin yaşı olmaz ve bu yaşta da öğrenmek erdemdir. Ben de bu erdemi yaşıyorum” diyor.

Belki ortaları, kafasını kaldırmadan koşması eleştirilebilir ama kaptanın mücadeleciliğini, kazanma hırsını, savaşma ruhunu kimse inkar edemez. Yıllardır değişmedi bu özellikleri. Futbol sahalarına baktığınız zaman bu unsurları her futbolcuda göremezsiniz. İbrahim Üzülmez’de bu kadar hırs, savaşçı ruh nereden geliyor?

“Ne iş yapıyorsanız yapın en iyisini yapmalısınız. Bu sadece futbol için geçerli değil. Hangi iş olursa olsun işinizi profesyonelce yapacaksınız, seveceksiniz, saygı duyacaksınız. Bende bu takımın profesyonel futbolcusuyum. Bu Camia’yı seviyorum. Benim işim sahada mücadele etmek ve her maça hırsla çıkmak. Kendimi her maça ayrı motive ediyorum. Her maça heyecanla çıkıyorum. Heyecanımı da hiç kaybetmedim.”

Peki bütün bunların sebebi kaptan olman ve bu sene bir çok genç arkadaşın Takımımız’a katılması olabilir mi?

“Bunlar da bahsettiğiniz özelliklerin artmasında bir etken. Büyük takımda, böyle bir Camia’da kaptanlık tabiki gurur verici. Kaptanlık sorumluluk ister. Ben o sorumluluğu hem saha içinde hem saha dışında en iyi şekilde yerine getirdiğimi düşünüyorum. Saha içinde daha çok koşarak, daha çok efor sarfederek, daha çok mücadele ederek örnek olmaya çalışıyorum. Saha dışında da 100. yıldaki güzel anları, Camiamız’ın Şampiyonluk sevincini, coşkusunu anlatıyorum. Kaptanlığı da hakkıyla yerine getirebiliyorsam ne mutlu bana.”

İbrahim Üzülmez, Milli takım kadrosuna da uzun bir aranın ardından tekrar çağrıldı ve başarılı maçlara imza attı. Sırada ay-yıldızlı forma altındaki İbrahim Üzülmez var:

“Şimdiye kadar Milli takımlarda görev aldığım zaman elimden gelenin en iyisini yaptığımı ve başarılı oludğumu düşünüyorum. İtalya, Macaristan, Moldova maçlarında iyi oynadım. Belli bir yaştan sonra Milli takıma tekrar çağırılmak çok güzel bir duygu. Hangi yaş olursa olsun bir futbolcunun Milli takıma çağırılması gururdur, mutluluktur. Dolayısıyla ben de o mutluluğu yaşıyorum. Aslında performansımın karşılığını aldığımı düşünüyorum. Bundan sonraki dönemlerde de umarım hem Milli takımda, hem Beşiktaş’ta daha iyi olurum.”

Yavaş yavaş röportajımızın sonuna gelmek üzereyiz. Konuştuğumuz odanın camından gelen görüntüye göre Konya kafilesi yavaş yavaş otobüse doğru hareket etmeye başlıyor. Biraz aceleye getirerek Beşiktaş’ın anlamını, en iyi bilenlerden birisine sormak istiyoruz.

Sana göre Beşiktaşlılık ne demek?

“Beşiktaşlılık saygıdır sevgidir benim için. Rahmetli abim beni Beşiktaşlı yapmışdır köyde. O zaman İstanbul’a gelip maç izleme şansımız yok. Kocaeli’nde maçlara giderdik. Maddi olarak da durumumuz iyi değildi. Bizi stada sokmaları için ağızlarının içine bakardık. O zamanlardan kalma bir Beşiktaşlılık benimki. Ben Beşiktaş’ı çok seviyorum. Bu Camia’ya geldiğimde düşündüğümden daha çok sevdiğimi anladım. Hedeflerim arasında futbolu bu büyük kulüpte bırakmak da var.”
Son olarak bir hatırasını rica ediyoruz. Deli lakabının ilk kez isminin yanına monte edildiği günü anlatıyor:

“Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum. Sahada ısınıyoruz. Bir anda tribünler Deli İbrahim diye bağırmaya başladı. İlk söylediklerinde ben anlamadım. Yani o anda sahada tek ben varım İbrahim isminde ama beni mi çağırıyorlar yoksa taraftarlar kendi arasında birbirine mi tezahürat yapıyor ayırt edemedim. O ara ısınırken bir arkadaşım vardı yanımda ismini şimdi hatırlayamıyorum o söyledi seni çağırıyorlar diye. Bir baktım herkes gel gel diye işaret yapıyor. O anda kıramıyorsunuz tabi. Bir kere gittim, gidiş o gidiş. Deli olarak kaldık. Bu lakap beni rahatsız etmiyor. Sonuçta ben bunun iyi niyetle yapıldığını biliyorum. Baktığınız zaman mücadelenin ön planda olduğu futbolculardan biriyim. Mücadelemden dolayı böyle bir lakap taktıklarını düşünüyorum.”
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:36 AM   #5 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
Cola Turka Futbolcu Günlüğü Ile Mehmet Sedef



Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nde haftanın konuğu altyapımızın gururu genç futbolcumuz Mehmet Sedef… Hayallerinin ilk etabını başarıyla gerçekleştirerek, A Takımımız’ın formasını sırtına geçiren Sedef, önceki ve şimdiki Mehmet’i anlattı. Altyapımızda futbola başlayan genç oyuncuya BJK Özkaynak Düzeni çok önemli değerler kazandırmış. Röportajı okuyunca bunu daha iyi anlayacaksınız...

Mehmet, ilk olarak “Kamp nasıl geçti?” sorumuza şöyle yanıt veriyor:

“Belki klasik birşey olacak ama çok iyi bir kamp dönemi geçirdik. Antalya’da daha fazla konsantrasyon sağladık. Hazırlık maçları ile uzun süredir yan yana oynayamayan isimler kaynaştı. Yabancılar da takıma daha fazla uyum sağladı. İyi bir kamp yaptık. Çalışma tempomuzun üstüne çıktık. Çok yorulduğumuz anlar oldu. Bakalım bu yorgunlukların sonunda ikinci yarıda neler olacak hep birlikte göreceğiz. “Çalışanın hakkı ardında kalmaz” derler, biz de çok çalıştık ve bütün bu terin hakkını ikinci yarıda alacağımızı düşünüyorum. Takıma yüksek seviyede olumlu katkı oldu Antalya’da.”

Yabancıların uyumu derken, aklımıza “Uyum sorunu” geliyor. Sahi nedir bu uyum sorunu, ne zaman başlar, ne zaman biter?

“Uyum sorunu aslında çok basite alınacak bir olay değil. Futbolcunun arkadaşının dilinden anlamasıdır özetle. Futbolcular birbirini anlamaya başladığı an bu iş bitmiştir. Göz göze geldiği zaman aklından geçeni anlaması lazım diğer futbolcunun. Saha içinde ne yapacağını, hangi anlarda nasıl pozisyon alacağını iyi bilmesi lazım futbolcuların. Bu tabii sadece saha içinde olanlarla sınırlı kalmıyor. Bunların aynısı saha dışında da geçerli; hatta ve hatta hangi yemeği sevdiğini bile bilmeli arkadaşlarının. Bakın bu konuda çok ciddiyim şaka değil bunlar. Bizde de oldu uyum sorunu, yavaş yavaş atlattık bunları. Yabancılarda ve yeni gelen gençlerde bir alışma dönemi sancısı yaşadık. Bu başlarda bir takım için çok önemli bir dezavantaj. Süre uzadığı zaman başarı gerilemeye başlıyor. Normal şartlar altında düşünürsek bu dönemin 2-3 ay içinde atlatılması lazım. Bizim devre arasında bütün bunları bitirdiğimizi düşünüyorum.”

Bu sezon herkesin konuştuğu birşey de Takımımız’ın gençleştirilmesi. Gençliğin halini gence soruyoruz; “İlk bakışta tecrübesiz gibi gözüküyoruz ama gençler bence bir avantaj. Çünkü biz ileriye dönük bir ekibiz ileride çok önemli başarılara imza atacağız. Başlarda başarısız gibi gözüküyoruz ama tecrübe ve deneyim kazandıkça ilerleyen yıllarda üst üste şampiyonluklar, başarılar gelecek” diyor Mehmet.

Bu kadar gencin aynı anda oynaması sorun oluyor mu?

“Oluyor tabii, ama yaşıt olduğumuz için birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Çünkü onun düşündüklerinden farklı düşünmüyorum ben de, genel olarak aynı düşünce yapısı hakim yaşıt insanlarda. Birbirimizi daha çabuk teselli ediyoruz.”

Bir de şu soru var aklımızda, “Beşiktaşımız’ın ilk yarıda kaybettiği puanları nasıl değerlendiriyorsun?”.

“Şanssızlıktan başka birşey değil. 100. yıldan sonra bir türlü istenilen başarı sağlanamadı. Takım iyi, transferler iyi, hoca iyi ama ilk yarıda olmadı. Nerden baksanız üç yıllık bir karabulut dolanıyor üstümüzde. Bir türlü gitmek bilmedi. İşini aksatan da yok, herkes elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Ama bu kadar sıkıntının ve sabrın sonu selamettir diye düşünüyorum. Umarım daha fazla bekletmez o güzel günler bizi.”

Eski Teknik Direktörümüz Rıza Çalımbay tarafından A Takım idmanlarına alınan, hazırlık maçlarında forma giyen ve Profesyonel Takımımız’la ilk resmi maçında Akçaabat Sebatspor karşısında oynayan Mehmet Sedef, Tigana ile birlikte yükselişe geçmişti. Fransız Teknik Direktörümüz’ün kısa sürede gözdesi haline gelen Mehmet’e son zamanlardaki performans düşüklüğünü soruyoruz:

“Ben hala Tigana’nın gözdesi olduğumu düşünüyorum. O bahsettiğiniz dönemde nasıl çalışıyorsam hala aynıyım. Hatta üstüne çok şey kattığımı da söyleyebilirim. Hocamız da bunların farkında, çalışmalarımdan memnun. Zaten kendisi de sık sık tebrik ediyor idmanlarımı. Ben şu anda sadece şans bekliyorum ve geldiği zaman da neler olacağını ben çok iyi biliyorum. Hocam ne derse yapmaya çalışıyorum. Ağzının içine bakıyorum desem yeri vardır. Kendisinin de yaklaşımında bir değişiklik yok. Akıllı birisiyim ve ne oldum delisi olacak kadar basit bir insan değilim. Genç futbolcuların bir çoğunun bu çarkta ezildiğini gördükten sonra böyle olamam zaten. Futbol bir kenara kişiliğime de ters olan şeyler bunlar. Özetlersek, o zamanki Mehmet ile şimdiki arasında olumsuz bir değişiklik yok. Yeteneklerimi geliştiriyorum, daha profesyonelce yaşıyorum, futbolu ve başarıyı daha fazla düşünüyorum ve hocamdan “Hadi Mehmet” demesini bekliyorum.”

Mehmet’i az çok tanıyoruz aklı başında bir insan. Kendisinin de söylediği gibi kendi kendini yok eden genç yeteneklerden daha profesyonelce bakıyor futbola. Heyecan deseniz var, istek deseniz var. Mehmet bir süredir oynayamıyor. Bu sadece Mehmet için geçerli olan birşey değil tabii ki. Bir çok genç isim var forma bulamayan. Belki herkesten fazla oynamak istiyorlar, 90 dakikanın sonuna bir 90 dakika daha verilse hala oynayacaklar ama futbolda bazen işler istenildiği gibi gitmiyor. Bu durumda genç bir futbolcu kendi mevkiisinde oynayan takım arkadaşı için, “Keşke sakatlansa ya da ceza alsa da ben oynasam, kendimi göstersem” diye düşünüyor mu? Biz soruyu genel olarak soruyoruz ama Mehmet kişiselleştiriyor ve bir anda ciddileşiyor.

“Ben böyle birşeyi asla düşünmedim. Önemli olan bir futbolcunun oynaması değil ki, takımın başarılı olmasıdır. Bir genç bu şekilde düşünürse kendisini bitirmiştir zaten. Demek ki bu tür arkadaşların oynadığı takımda bazı şeyler hala oturmamış. Böyle düşünebilen birisinin takıma ve takım arkadaşlarına özellikle kendisine saygısı kalmamıştır. Düşünsenize kader birliği ettiğiniz arkadaşınızın başına bir musibet gelmesini istiyorsunuz. Ona birşey olacak ki siz vitrine çıkacaksınız. İyi de bir futbolcunun oynayabilmesi için tek yol bu değil ki. Alternatifler de var. Mesela çalışmak gibi. Çok çalışın bileğinizin hakkıyla kazanın formanızı. Ben bunun farkındayım ve çalıştığımı düşünüyorum. Ben 10 yıl boyunca Beşiktaş Altyapısı’nda forma giydim. Futbola Beşiktaş’ta başladım. Şunu söylemek istiyorum, futbolda hamurum temiz. Bize altyapıda böyle düşünmeyi öğretmediler. Biz öz kaynakta arkadaşlığı, dostluğu, takım olmayı öğrendik. Biraz ağır bir tabir olacak ama kandan beslenmeyi öğretmediler bize. Bileğimizin gücüyle bir yerlere gelmeyi, tırnaklarınız kopana kadar kazımayı öğrettiler bize. Böyle bir eğitim alan ben kesinlikle bunu düşünemem. Oynamak için bir arkadaşımın başına birşey gelmesini değil daha fazla rekabet edip daha fazla çalışarak dik durmayı gördüm altyapıda. Umarım kimsenin aklına benim için böyle bir düşünce gelmemiştir. Geldiyse de cevabım çok açık tekrar ediyorum. Ben Beşiktaş Altyapısı’nda yetiştim ve bize orada çalışmayı öğrettiler”

Altyapı demişken, 10 yıldır Beşiktaş Camiası’nın içinde olan Mehmet, Beşiktaş konusunda bir çok tecrübeli abisinden daha tecrübeli. Altyapı futbolun dışında ne kazandırdı genç futbolcuya, neler verdi?

“Seçmelere ilk gittiğim zaman altyapıda şöyle birşey vardı: Önce iyi bir insan, sonra iyi bir öğrenci, daha sonra eğer olabilirse iyi bir futbolcu. İlk önce iyi bir insan olduk zaten. Bu eğitim bize çok iyi verildi. O sırada okulumuz da devam ediyordu, iyi bir öğrenci olarak bitirdik okulu. Şu anda da eğer olabilirsek, ki olmak için mücadele ediyoruz, iyi bir futbolcu olmayı başarmak. Özkaynaktan gelmek benim için çok büyük bir avantaj. Şu anda Beşiktaş’ın duruşunu, Beşiktaşlı bir futbolcunun nasıl olması gerektiğini, en önemlisi kulübümün etik değerlerini biliyorum. Camiamız’ın bizlerden neler beklediğini çok iyi anlamış durumdayım. Zaten hepsi bir yana Beşiktaşlı’nın nasıl olması gerektiğini bilmek bile altyapının bana kattığı en önemli unsur diyebilirim. A Takıma gelince de altyapı ile olan bağlarını koparmamış, 10 yıldır birlikte çalıştığım beni benden daha iyi bilen hocalarım var. Her maç sonrası oturup maçı tekrar izliyoruz. Eksiklerim ve geliştirmem gereken yönlerim hakkında konuşuyoruz. Her maç sonrası altyapıdaki eski hocalarımla birlikte analiz ve kritik yapmakla geçiyor. Bu yüzden aşama kaydettiğime inanıyorum.”

Bundan yaklaşık bir sene önce sadece yakın çevresinin tanıdığı bir isim olan Mehmet Sedef’in şu anda etrafı bayağı genişlemiş durumda. Bir dönem ailesi için kahvaltıdan sonra Fulya’ya idmana giden birisi olan Mehmet Sedef, tanınmaya başlamasıyla birlikte genişleyen çevresinden bahsediyor.

“Artık samimiyet denilen olguyu çok iyi ayırt edebiliyorum. Önceden yanıma yaklaşmayanlar artık etrafımdan ayrılmıyorlar. Sesimi çıkartmıyorum ama kimin ne olduğunu görmem açısından iyi oldu bu durum. Herkes bir şekilde insanları, etrafındakileri tanıyor. Sıradan bir insandan, tanınan bir insan olma sürecinin sonuna gelmek üzereyim artık. Ama şükürler olsun ki, ayaklarım yerden kesilmedi. Bir anda efsunlanmış gibi bir insan olmadım. Kazasız belasız bu dönemi de atlatmak üzereyim."

Ailesi canı sıkılmasın diye göndermiş Mehmet’i altyapıya; “Ailem benim böyle noktaya gelebileceğimi tahmin etmemişti. Zaten onlar da futbolda bir beklenti içinde değildi. Hatta karşı çıkıyorlardı. Başlarda çok şaşırdılar ama onlar da atlattı bu durumu. Şimdi benden çok heyecan yapıyorlar. Taraftarlarımız da çok iyi karşılıyor beni. Şu ana kadar hep olumlu tepkiler ve moral veren insanlarla karşılaştım. Olumsuzlar da oldu tabii ama onlarda yapıcıydı diyebiliriz. Çok sert bir tepkiyle karşılaşmadım mesela.”

Yaşı henüz 20 Mehmet’in önünde futbolla geçireceği uzun yıllar var. Büyük hayalleri de var elbette ve biz de “Nedir hayallerin?” diye soruyoruz. “Önce Beşiktaş’ta şampiyonluk diyor Mehmet”. Profesyonel olarak ilk kupası Fortis Türkiye Kupası Şampiyonluğu olmuştu. O şampiyonluk damağında öyle bir tat bırakmış ki şöyle devam ediyor sözlerine:

"18-19 yaşında profesyonel olarak ilk kupamı kazanmıştım. Benim için o maç, o gün, o saatler unutulmaz. İkinci büyük kupa belki ama onun bile bir başka keyfi var. Hiç unutamayacağım bir mutluluktu benim için. O yüzden Şampiyon olmayı o duyguların daha fazlasını yaşamayı istiyorum. Çünkü öyle birşey ki tadını alınca hep o zevki, mutluluğu yaşamak istiyorsunuz. Tarif edilemez birşey bu. Sonra da kaptan olmak istiyorum. Daha sonra da Avrupa. Avrupa’da oynamak benim de hayallerimi süslüyor. İki takım var aklımda Arsenal ve Barcelona. Günün birinde bu takımların foymasını giymeyi hayal ediyorum ve şimdiden o günler için çalışıyorum desem yeridir. Avrupa demişken bilmek isterseniz diye söylüyorum Roberto Carlos’u çok dikkatli takip ediyorum bu aralar.”

Defansif olduğu kadar ofansif özelliği de bulunduğunu söyleyen Sedef, taktikler gereği bu özelliğini çok gösteremediğini belirtiyor. Forvette de oynayabilir misin? diye soruyoruz.

“Olur neden olmasın ben de çok isterim gol atmayı. Çok zevkli birşey bu, gol attıkça insanın kendine güveni gelir. Ben kendimi sadece sol olarak da düşünmüyorum sağım da var. Zamanında sağ açık da oynadım. Hatta bir ara Rıza hoca sağ açık oynatmıştı. Hazırlık maçıydı onda da gol atmıştım bir tane de attırmıştım. İstenilen her yerde oynarım. Beni kime sorarsanız sorun, sol ayaklı diye bilir. Mesela ben sağ ayakla başladım futbola. Bir sene içinde yaptığım çalışmalarla –buna duvara karşı top oynamak da dahil- sol ayağımı da kazandım.”

Türk futboluna dönüyoruz artık. Altyapıdan gelen bir isim olduğu için geleceğe umutla bakıyor: “Beşiktaş’ın altyapısı çok iyi. Müthiş oyuncular var. Türk futbolunun kurtulması için mutlaka yabancılar olmalı ama abartılmamalı. Ben aşağıdan geldiğim için oranın durumunu en iyi bilenlerden bir tanesiyim. Gerçekten diğer takımlarda da önemli isimler var. Altyapıya ciddi anlamda önem vermemiz gerekiyor.”

Röportajımızda sık sık çalışmaktan bahseden Mehmet Sedef’e bu konuyu biraz daha açması söylüyoruz. Hatta biraz daha net ifade edersek bir futbolcu için çalışmak mı önemli yoksa yeteneği mi önemli diyoruz.

“Çalışmak diyor genç futbolcu. Yetenek çok da önemli değil. Çalışırsan bir sürü yeteneğini bulursun zaten. Futbol gerçekten nankör. Bir hafta topa dokunmazsan unutabilirsin. Bu yüzden çalışmalısın ve doğuştan gelen yeteneklerine bel bağlamamalısın.”

Peki Türk futbolcusu çok çalışıyor mu? Mehmet Sedef idmanın dışında ne tür çalışmalar yapıyor?

“Ben genellikle İngiltere, İspanya ve İtalya ligleri olmak üzere haftada en az 5 tane maç izliyorum. Kendime örnek aldığım isimleri özellikle takip ediyorum. Göreceğim geliştireceğim çok önemli yeteneklerim var. Bunun farkındayım. Zaten bu maçlarda da fark etmediğim stilleri görüyorum, deniyorum. Türk futbolcusuna gelince tembel demiyorum ama yeteri kadar çalıştıklarını da söylemeye dilim varmıyor.”

Olumsuz eleştirilere kulak asmadığını söylüyor Mehmet Sedef: “Gazete okumuyorum. Çünkü konsantremi bozabilecek şeyler çıkıyor karşıma. Benim hakkımda yapılan olumsuz eleştirileri de çevremdekiler söylüyor, senin hakkında şöyle yazmışlar diye. İlk 5 dakika üzüntü yaşıyorum ama sonra banane diyorum. Benim işim bu, bunlarla oyalanmamam lazım diyorum. Ben zaten eksikleri olduğunu bilen ve onları gidermek için mücadele eden bir oyuncuyum.”

Ve bir hatırasıyla sona eriyor röportajımız:

“Babamın lokantası vardı. Ben de komi olarak çalışıyorum o zamanlar. Dışarıya da paket servis yapıyorduk. Bir gün Cerrahpaşa Hastanesi’nden yemek istediler. Bisikletle götüreceğiz. Amcam bisikleti kullanıyor önüne de abimi almış ben de geleceğim diye tutturdum. En sonunda ikna ettim ve 3 kişi bindik gidiyoruz. Aslında çok tehlikeli bir durum. Kazasız belasız geldik derken tam hastanenin önünde çok hızlı bir şekilde düştük. Herkes bi tarafta yemekler bir tarafa dağılmış. Sokaktakiler panik yapıyor. O ara bir baktım herkes abimin başında, meğerse abim o an ölüyormuş gibi yapmaya başlamış. Herkes de bir korku bir panik. Aradan biraz zaman geçti sonra abim ayağa kalktı, birşey olmamış. Ama işin daha kötü tarafı üç kişi bir yemeği sipariş yerine götürememiştik.”
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:38 AM   #6 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
Cola Turka Futbolcu Günlüğü Ile Ibrahim Toraman


COLA TURKA ile FUTBOLCU GÜNLÜĞÜ
19.12.2006 10:10

Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nde 2006 yılının son konuğu genç yaşta kaptanlık pazu bandını koluna geçiren İbrahim Toraman... Başarılı futbolcumuz Turkcell Süper Ligi’nin ilk yarısının değerlendirmesini taraftarlarımız için yaparken bazı itiraflarda da bulundu...



İdman öncesinde konuştuğumuz İbrahim Toraman ile özel hayatına fazla karışmadan sadece futbol diyerek röportajımıza başlıyoruz. Öncelikle ilk yarının değerlendirmesini dinliyoruz başarılı futbolcumuzdan:

“Beşiktaş gibi büyük bir Camia’nın hedefleri her zaman en tepedeki noktadır. Bizim de hedefimiz bu. Ancak ilk yarıda çok basit maçlarda puan kayıpları yaşadık. Şimdilik sadece ilk yarı tamamlandı. Bu maratonun bir de ikinci yarısı var. 8 puanlık farkı ben çok abartılı bulmuyorum. Bu sezon yeni bir takım kuruldu. Aramıza uzun yıllar bu kutsal formayı giyecek bir çok genç arkadaşımız katıldı. Tecrübesizlik yüzünden 8 puan gerideyiz. Bu fark daha az olabilirdi ama dediğim gibi çok basit maçlarda önemli puan kayıpları yaşadık.”

Bütün bu olanlardan sonra bazı taraftarlarımızın aklına “Beşiktaş hedeften uzaklaştı mı?” sorusu geldi diyoruz. Yanıtı net oluyor Toraman’ın:

“Yaşananları bu şekilde değerlendirirsek yanlış olur. Bunun en canlı örneğini geçtiğimiz yıllarda Takımımız yaşadı. Geçen sezon ise Fenerbahçe ilk yarı bitmeden şampiyon ilan edilmişti; ama 34. haftanın sonunda gülen taraf Galatasaray oldu. Hem de Fenerbahçe bir ara yine 8 puanlık bir fark yakalamıştı. Biz genç bir takımız. Bu sezon ilk yarıda bundan kaynaklanan puan kayıpları yaşadık. Bunların bir çoğunun sebebi ise tecrübesizlikti. Bazı şeyler yavaş yavaş oturmaya başladı. Son maçlarda çok iyi mücadele ediyoruz. Performansımız çok güzel. Bunu ikinci yarıya da yansıtacağız. Özetle ben her şeyin bittiğine inanmıyorum. Böyle olmamızdaki sebeplerden bir tanesi de Anadolu takımları ile yaptığımız maçlardı. İkinci yarıda her şey çok daha güzel olacak. Bundan eminim.”

Futbol Takımımız üzerine yaptığımız sohbet devam ediyor; “Bu sene üç kulvarda başarı parolası ile yola çıktık. UEFA Kupası’na erken veda ettik. Geriye kaldı iki önemli hedef. Bundan sonra neler olacak ?” diye soruyoruz. Genç Kaptanımız karamsarlığa gerek olmadığını ifade ediyor. Avrupa’da başarılı olabilmek için birbirleri ile uzun yıllar oynayan bir kadroya gerek olduğunu söyleyen İbrahim Toraman’a göre tek problem kadronun kaliteli, fakat tecrübesiz olması. “Avrupa’da başarılı olmak kolay değil” diyor başarılı oyuncumuz, “Avrupa tecrübe işi. Böyle bir başarı isteniyorsa biraz sabrı kimse esirgemeyecek. Bakın Avrupa futboluna; başarılı takımların yaş ortalamaları kaç ve ne zamandır beraber oynuyorlar ? Ben bu takıma çok güveniyorum. Şu anda UEFA Kupası’ndan elendik sadece. Bunun da sebebi belli. Tekrar ediyorum; Avrupa’da başarılı olmanın en önemli kuralı tecrübe. Ligde ise çok şey kaybetmedik. Bunun sebebi ne diye soracaksınız ama bunda da en önemli faktör tecrübesizlikti. Kayseri Erciyesspor maçı mesela; tecrübesizlikten kaybedilen bir maçtı. Çok özverili çalışan bir Başkanımız ve Yönetim Kurulumuz var. İstediğimiz her şeyi yapıyorlar. Her zaman arkamızdalar. Şu anda her şey tamam, tek eksiğimiz sportif başarı. Ben bunun da geleceğine inanıyorum.”

Karamsarlığa kapılmamak lazım diye uyarmayı da ihmal etmiyor genç kaptanımız:

“Biz futbolcular başarıya inanıyoruz. Yönetimimiz de bu şekilde düşünüyor. Taraftarlarımızın da bizim gibi düşündüğüne inanıyorum. Fakat dışarıdaki bazı kimseler içlerindeki karamsarlığı yansıtmaktan çekinmiyor. Böyle olduğu zamanda bu taraftara yansıyor, tribünlerden de futbolcuyu etkiliyor. Bu şekilde zincir olarak devam ediyor”

Tecrübe, başarı, Avrupa derken şanssız Bayer Leverkusen maçını hatırlatıyoruz. Söz yine İbrahim’de:

“Maçın başında çok baskılı oynadılar. Çok net pozisyonları vardı ama bu süreyi çabuk atlattık ve oyuna ortak olduk. Deplasmanda yapılması gereken her şeyi yaptık. Bir tek gol atamadık. Bulduğumuz pozisyonlardan bir tanesini değerlendirsek çok şey değişecekti. Yediğimiz gol ise her şeyi bitirdi. Moral bozukluğu başladı. Bana göre çok iyi oynayan bir Beşiktaş vardı. Almanya’da kötü oynayıp yenilsek bu kadar kötü olmazdı ama iyi oynayıp kaybedince gerçekten çok büyük üzüntü yaşadım. Daha önemlisi takım olarak çok üzüldük. Çünkü bu maçı kazanmayı çok istiyorduk.”

Konuyu gündemden biraz uzaklaştırıyoruz. 3 yıl öncesine dönüyoruz. Yani İbrahim’in Anadolu’nun bağrından koparak İstanbul’un çekici hayatına gelişi ve Beşiktaş formasını ilk kez giydiği günlere. Toraman korkmamış İstanbul’a gelirken. “Ben de diğerleri gibi o değirmende öğütülür müyüm ?” diye bir korku düşmemiş içine. Teklif gelince kabul etmiş, taşına toprağına bakmamış İstanbul’un. “İstanbul hayatı diye adlandırılan o korkunç gerçek beni hiç etkilemedi” diye anlatıyor İbrahim. “Beşiktaş’tan teklif gelince hiç düşünmeden kabul ettim. Evet, İstanbul hayatı bir gerçek. Fakat ben buraya gelirken bir çok unsuru atlatarak geldim. İstanbul’da kendinize biraz dikkat edeceksiniz, dikkatli davranacaksınız. Burada insanlar biraz farklı. Çevrenizdekiler çok önemli. Zaten o girdapta boğulmanızın sorumlularından bir tanesi bu. Ben kolay olanı yaptım; Gaziantep’teki hayatımı burada da devam ettirdim ve hiçbir şey olmadı.”

Üç sene önceki Beşiktaş ile şimdiki arasında ne gibi farklar gördüğünden de bahsediyor:

“Geldiğim zaman çok büyük problemlerle uğraşılıyordu. Şimdi bunların çoğu bitti. Bu sene çok iyi transferler yapıldı. Çok iyi genç oyuncular geldi. Hepsi kısa bir zaman sonra parmakla gösterilecek isimler olacak. Kaliteli yabancılar alındı. Ben geldiğim zaman tam bir kaos ortamının içine düşmüştüm. Kaybedilen bir Şampiyonluk vardı. Yeni bir yönetim gelmişti ve yeni bir teknik direktörle yepyeni bir takım kurulmuştu. Bunların hepsi teker teker değerlendirilse bile kitap olur. Şimdi bu sıkıntılar bitti, artık başarıya odaklanan bir ekip var. Sezon başında söylediğimiz gibi; geliyoruz...”

Röportajımızda sürekli genç futbolcularımızdan bahseden İbrahim’e en nihayetinde gençlerimizi soruyoruz ve o da arkadaşlarının satır aralarından kurtulmasının rahatlığıyla anlatmaya başlıyor:

“Gençlerimiz hem kişilik olarak hem de futbolcu olarak adam gibi adamlar. Futbolcu olarak bence Türkiye’nin en iyi genç oyuncuları arasındalar. Serdar Kurtuluş, Serdar Özkan, Mehmet Sedef, Burak, İbrahim Akın ve diğerleri. Bu arkadaşlarımıza biraz sabır lazım. Şimdi, “Üç yıldır sabır sabır nereye kadar?” diye soracaklar ama bu bir gerçek. Taraftarlarımız da haklı. Fakat şu çok iyi bilinsin ki, alınan kötü sonuçların ardından en çok üzülen insanlar biziz. Şampiyonluğu en çok biz istiyoruz. Bizden daha çok isteyen olabilir mi? Futbol bizim işimiz ve biz yaptığımız işte başarılı olmak istiyoruz. Galip geldiğimiz zaman o haftamız çok iyi geçiyor. Çok mutlu vakit geçiriyoruz. Mağlubiyette ise bunların tam tersi yaşanıyor. Tadımız tuzumuz kalmıyor. Bazı insanlar bizim puan kaybettiğimiz zaman üzülmediğimizi düşünüyorlar. Yenildiğimiz zaman kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Gerçi ben bu insanlara da hak veriyorum. Kimse bizim iç dünyamızı bilmiyor. Soyunma odasında maç sonrası yaşananlardan kimsenin haberi yok. Evet biz de insanız ve aldığımız başarısız sonuçlardan sonra ağlayabiliyoruz.”

Gençlerle neler konuştuklarını merak ediyoruz; “Olumlu veya olumsuz her şeye uzun vadede bakmalılar. Günü kurtarmanın hesapları içine girmemeli genç bir futbolcu. Kalıcı başarılara imza atmalı, oynadıkları takımın tarihine adlarını yazmamalılar” diye cevap alıyoruz.

İbrahim Toraman bu sene İbrahim Üzülmez ve Koray Avcı’nın yanına kaptan olarak adını yazdırmıştı. “Beni bu göreve getiren Başkanımız’a ve Yönetim Kurulumuz’a çok teşekkür ediyorum. Beşiktaş gibi bir Camia’da bu yaşta kaptanlık yapmak beni çok gururlandırıyor. Önemli olan bundan sonrası; kaptanlık bilinciyle mücadele etmeliyim” diyen Milli futbolcumuz, “Bu takımda kötü giden bir şeyler olduğu zaman bunda sorumluluğun büyük bir kısmı da biz kaptanlarda. Bunun bilincindeyiz. Herhangi bir aksaklık olduğu zaman önce biz futbolcular olarak aramızda toplanıyoruz ve yaşanan problemleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz” şeklinde konuşuyor.

Ve son zamanlarda tekrarlanan nakarattan bahsediyoruz; “Beşiktaş takımının defans oyuncularını teker teker ele alırsak hepsi çok kaliteli isimler. Fakat bir araya geldikleri zaman bir şeyler eksik gidiyor. Defansta problem yaşanıyor” yorumları... Özetle, “Defanstaki sorun ne ?” diyoruz Kaptanımıza:

“Basında çok eleştiriyorlar; Beşiktaş defansı kötü diye. Peki ne yapmalı o zaman? Bunu başımızdaki insanlar görmüyor mu? Dünyaca ünlü antrenörler görmedi mi bunları? Del Bosque, Rıza hoca, Tigana defansı unuttu mu? Bence çok iyi bir defansımız var. Gazetelerde görüyoruz. Yabancı bir oyuncu alınmalı diye yazıyorlar. Bizden daha iyiyse alınsın. Rekabet olur, bu da başarıyı getirir. Bizden kaliteli bir oyuncu olmayacaksa kimsenin alınmasına gerek yok. Bana göre Türkiye’nin en iyi defansı bizim Takımımız’da”

Sezon başında adı bir çok yabancı takımla yazılan Toraman’ı bir çok Avrupa ekibi istemiş. Mukavelesinin sonuna gelen ve bu sene 2010 yılına kadar Siyah Beyazlı Takımımız’la anlaşma yenileyen Toraman, sadece Avrupalı olmak için yurt dışına gitmeyi düşünmüyor. İyi bir takımın oyuncusu olması gerektiğine inandığını söyleyen futbolcumuz için önemli olan Avrupa’dan bir takımın ismi değil, kıtanın önemli liglerinde boy gösterebilmek. İbrahim Toraman, ya İtalya’da oynamak istiyor ya da İspanya’da top koşturmak istiyor. Ama bir noktayı hatırlatmadan da edemiyor; “Önce Beşiktaş’ta Şampiyonluk yaşamak istiyorum. Ondan sonra Avrupa’dan gelen teklifleri değerlendiririm.” Yurt dışındaki temsilcilerimizle sürekli görüşen Toraman, Emre Belözoğlu ve Tugay Kerimoğlu’nun Türk futbolunun yurt dışında sürekli takip edildiğini ve Türk futbolcusunun ciddi anlamda değerlendirilmek istendiğini söylediklerini belirtiyor. Bu arada atlamadan geçmeyelim; Toraman’ın en beğendiği yabancı oyuncu ise Ricardinho.

Herkesin bildiği gibi maç öncesi kampları her takım için çok önemlidir ve bir takımın mahrem bir bölümü olduğu düşünüldüğü için çoğu kimse kampta neler yaşandığını bilmez. Toraman, kamplarda çok iyi vakit geçirdiğini ve futbol dünyasındaki bir çok ismin tersine hiç sıkılmadığını söylüyor. “Maça konsantre olmak için kamplar çok önemli” diyen başarılı oyuncumuz, aşırı konsantrasyondan kurtulmak için oyun oynayarak vakit geçirdiklerini belirtiyor. Takımımız’ın kamplarında futbolcularımız gelecek maç hakkında konuşup hem konsantre meselesini hallediyor hem de aralarındaki arkadaşlık bağlarını kuvvetlendiriyorlarmış...

Röportajın sonlarına yaklaşıyoruz ve İbrahim Toraman’a ikinci yarıyı soruyoruz. Verdiği cevapla içimizi rahatlatıyor:

“Kaybedeceğimiz bütün puanları kaybettik. Artık böyle bir lüksümüz yok. Son maçlarımız belli bir noktaya geldiğimizi gösteriyor. İkinci yarı hazırlıklarını yapacağımız kampın ardından hedefe gideceğimizi düşünüyorum”

Son olarak başından geçen ilginç bir anısını paylaşıyor yıldız oyuncumuz…

“Senesini tam hatırlamıyorum. Ümit Milli Takım kampındaydım. Doğum günümden bir gün önceydi. İtalya ile bir maçımız vardı. Çıktık oynadık. Ertesi gün yani doğum günüm olduğu gün ise A Milli Takım kampına çağrıldım. Bugünü unutamıyorum. Benim için çok ayrı bir önemi vardır bu hatıramın. İnanılmaz mutlu olmuştum. Doğum günümde ilk kez A Milli Takımımız’ın formasını giymiştim.”
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:40 AM   #7 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
Cola Turka Futbolcu Günlüğü Ile Ali Tandoğan



Cola Turka İle Futbolcu Günlüğü’nde bu haftaki konuğumuz Ali Tandoğan. İki sezon önce Siyah Beyazlı formamızla tanışan tecrübeli isim, hem futbol hem de özel hayatını sımsıcak bir uslup ile anlatırken, futboldan sonraki planlarını da Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nde açıkladı…

25 Aralık 1977 senesinde Salihli’de doğan Ali Tandoğan, futbol hayatının uzun yıllarını Anadolu takımlarında geçirmiş ve 2 yıl önce “İnönü Stadı’nda oynadığım her maçtan sonra soyunma odasında tezahüratlarını tekrar ediyordum” dediği takıma, yani Beşiktaşımız’a kavuşmuştu. Siyah Beyazlı formamızla ikinci yılını doldurmaya başlayan tecrübeli futbolcumuzla bugünlerden konuşuyoruz ve sözü Ali Tandoğan’a bırakıyoruz:

“Önümüzde çok kritik bir fikstür var. Ligdeki durumumuz belli. Kayserispor ile çok önemli hatta bana göre final niteliğinde olan bir maç yapacağız. İlk yarıdaki şanssızlığın son bulacağı bir karşılaşma olmasını temenni ediyorum. Hemen sonrasında ise Bayer Leverkusen ile UEFA Kupası karşılaşması geliyor. Camiamız ve Türk halkı için çok önemli bir maç. Aynı zamanda gruptan çıkarsak Takımımız adına bir ilk olacak. Ben bu ilki gerçekleştireceğimize inanıyorum. Üç kulvarda mücadele ediyoruz ve hedeflerimizin hiçbirinden vazgeçmiş değiliz. Sene sonunda bu üç kulvardaki hedeflerine ulaşmış bir Beşiktaş için mücadele ediyoruz”

Turkcell Süper Lig’de oluşan puan farkını hatırlattığımız Ali Tandoğan, hemen cevap veriyor:

“Ligin ilk yarısı daha yeni bitiyor. Önümüzde oynayacağımız çok maçımız var. Derbileri içeride oynayacağız. Rakiplerimizin puan kaybedeceği maçlar olacak. Biz ikinci yarıda, ilk yarıda kaybettiğimiz puanları telafi edip, en az hata ile oynayacağız ve Şampiyonluk yolunda devam edeceğiz. Şampiyonluğun en büyük adayı biziz. Biraz sabır gösterilmesi lazım. Bu takım yeni kurulmuş bir ekip. Bazı şeyler yeni yeni oturmaya başladı. Biz sezon başında yeni takım olmanın zorluğunu yaşadık. Açıkçası bazen maç içinde birbirimizi tanımadığımız anlar oldu. Belki, “Bu kadar maç oynadılar nasıl oturmuyor?” diyecekler ama çok fazla bir arada oynayamadık. Artık birbirimize alışmaya başladık. Devre arası kampında oturup hatalarımızı konuşacağız ve hedefimize emin adımlarla gideceğiz. Biz Şampiyonluk hedefinden asla vazgeçmedik”

Ali’nin bu hırslı açıklamalarını dinleyince Bursaspor ve Club Brugge maçlarındaki Beşiktaş’ı hatırlatıyoruz. “Öne geçtiğimiz maçlarda daha rahat futbol oynuyoruz. Geriye düştüğümüz maçlarda ise biraz sıkıntı yaşasak da tempoyu kaybetmiyoruz ve rakibin oyundan düştüğü anda sonuca gidebiliyoruz. İki karşılaşmayı bu şekilde kazandık. Yani maçtan kopmadığımız zamanlarda neler yaptığımız ortada” diye konuşan başarılı futbolcumuz, Türkiye’de bazı şeylerin abartıldığını düşünüyor. “Ligimizde mücadele edenlerin çoğu iyi takımlar. Teknik direktörler ekiplerini çok iyi motive ediyorlar. Önceden büyük bir takımla oynayacakları zaman güvensiz, “Nasıl olsa yenileceğiz” mantığıyla mücadele ediyorlardı. Fakat, bazı şeyler değişti artık. Yenilirsek kaybedecek bir şeyimiz yok diyerek, güvenlerini en üst seviyeye yükselterek çıkıyorlar sahaya. Bunun sıkıntısını bu sezon çok yaşadık. Maçı açamadığımız zamanlar oldu. Gol yediğimiz zaman strese giriyoruz. Bunları aşmamız lazım” şeklinde görüşünü açıklıyor.

“5 Dakika Bile Oynasam Canımı Dişime Takarım”

Sezona kulübede başlayan ve Denizlispor karşılaşması ile birlikte sonradan maça girerek oynamaya başlayan Ali Tandoğan, bu süreçte performansından birşey kaybetmedigini herkese gösterdi. Yedek kalması konusunda ne düşündüğünü merak ettiğimiz Ali Tandoğan ile bu sorumuzu karşı karşıya bırakıyoruz ve Tandoğan kendisi hakkında şöyle konuşuyor: “İlk iki hafta forma yüzü göremedim. Denizlispor maçı ile birlikte oyuna girmeye başladım. 90 dakika oynayan bir futbolcu ile sonradan giren arasında maç kondisyonu açısından mutlaka farklılıklar oluyor. Benim adıma verilen kararlar hocamızın takdiridir. Ama ben hiçbir zaman mücadeleyi bırakmadım. Çünkü benim karakterim buna müsait değil. Hırslı bir futbolcuyum. 28 yaşındayım ve daha uzun yıllar oynamak istiyorum. Kendimi de buna hazır buluyorum. Büyük takımlarda her zaman böyle şeyler olur. Futbolcular her zaman yedek bekleyebilir. Bunlar futbolun içinde olan şeyler. Geçen sezon geçirdiğim sakatlıktan sonra bazı şeyleri tam olarak rayına oturtamadım. Ama bana 5 dakikada süre verilse o 5 dakikada canımı dişime takarak mücadele ederim. Çünkü ben buradan para kazanıyorum, bu taraftar benden bişeyler bekliyor. Ben yıllarca bu liglerde çok şey yaptım. Artık bunları Beşiktaş’ta yapmalıyım. Ben tecrübeli bir oyuncuyum. Geçen sene bir takım sıkıntılar yaşadım ama bu sene bunları atlattım. Kendime güveniyorum. Zamanla çok daha iyi şeyler yapacağımı düşünüyorum”

“Etik Değerlerine Sahip Çıkan Büyük Bir Camiadayım”

Beşiktaş Camiası’nda ikinci yılını yaşayan başarılı oyuncumuz Siyah Beyazlı Camiamız’ı diğerlerinden ayıran en önemli özelliğin “Birlik ve Beraberlik” olduğunu söylüyor. Etik değerlerine sahip çıkan bir Camia’da olduğunu belirten Ali Tandoğan, “Bir gün bir program izliyordum. Camiamız’ın büyüklerinden birisi Beşiktaşlı olmanın gerçekten çok büyük bir ayrıcalık olduğunu söylemişti. Hatta “Ben Beşiktaşlıyım” diyen birisine daha çok güvenildiğini belirtmişti. İşte ben böyle bir takımın oyuncusuyum” diye konuştu.

Futbolla başlayan sohbetimizi yavaş yavaş özel hayata kaydırırken, son olarak taraflı tarafsız herkesin, hatta son zamanlarda Avrupalı futbolseverlerin dahi hayranlıkla izlediği Beşiktaş tribünlerine uğruyoruz. “Şu son dönemde taraftarın etkisini, kıymetini bir kere daha anladım” diyerek Beşiktaş taraftarlarından övgüyle söz eden Ali Tandoğan, “Bizim taraftarımız takımını çok iyi destekliyor. Mağlupken desteklemeye başladıklarında gördüğünüz gibi kazanmaya başladık. Bizim için çok büyük bir avantaj. Onların desteğini aldığınız zaman çok daha iyi motive oluyorsunuz ve sanki bir kişi fazla oynuyormuş gibi hissediyorsunuz. Zaten misafir takım da saha içinde bunun stresini yaşıyor. Sağolsunlar, desteklerini bizden esirgemesinler. Zaten verdikleri sosyal mesajlardan dolayı kendilerine sadece taraftar demek yanlış olur. Bilinçli bir taraftar kitlesi dersek haksızlık yapmış olmayız. Eğer bir kitle yaptıkları başarılı işlerle gazetelere manşet oluyor, haberlere konu oluyorsa mesajların belirli yerlere gittiğini anlayabiliriz” diyerek tribünlere duyduğu hayranlığı dile getiriyor.

“Şampiyonlukla Birlikte Çifte Düğün Yapacağım”

Artık konu futbolun tamamen dışında ve Ali Tandoğan’ın özel hayatındayız. İdman sonrasında eve gidiyormuş, zaten evden çok sık çıkan bir insan değilmiş. “Evcimenim” diye tek kelimeyle özetliyor kendisini. Zamanında biraz hovarda yaşamış ama ayakları yere erken basmış. “Hızlı yaşamanın bir avantaj olduğunu düşünmüyorum” diyen Tandoğan, futbolu para kazandığı bir meslek olarak görüyor ve disiplinsizliği halinde mesleğini kaybedebileceğinin farkında olan bir isim. Ama eve kapanıp sadece futbola odaklanan bir yaşantının da futbolcuyu geriye düşürebileceğini söylüyor. “Futbolcu kendisini fazla sıkmayacak” diyor Ali Tandoğan, “Rahat olacak. Ailesi ile olacak”...

Evlilik diye soracak oluyoruz. Anlatıyor; Ali Tandoğan’ın bir kız arkadaşı var ve devre arasında yüzük takmanın planlarını yapıyorlar. Düğün için ise biraz daha bekleme taraftarı, “Hele bir sezon sonu gelsin de Şampiyonlukla birlikte çifte düğün yapacağım”...
Arkadaşlarının bir çoğunun evlendiğini söyleyen Ali Tandoğan için çevresindekiler ne düşünüyor bilmiyoruz ama, “Evleneceğim” dediği zaman kimse inanmıyormuş. Hatta Konyasporlu El Saka yarım Türkçesi ile “Sen evlenecek? Yalan söylüyorsun sen” diyormuş. Ali Tandoğan, iyi bir insan ve iyi bir aile bulduğuna inanıyor ve “Mutlu olacağıma inanıyorum” diyor.

“Yorumculuk İçin Fazla Duygusalım”

Bir futbolcu ile konuşup da futbol sonrası planlarından bahsetmemek olmaz. Hele 8 yaşından beri futbolun içinde olan birisi ile konuşmamak hiç olmaz. Ali Tandoğan, “Futbolda bazı şeyleri anlayabiliyorum. Bir yanım teknik direktörlük diyor. Diğer yanım iş hayatına atıl diyor. Başladığım bir takım işler var. Şu anda ne yapacağıma karar vermedim” derken futbol analizlerindeki isabetli yorumlarını hatırlatıyoruz. “Yorumculuk yapar mısın?” diye sorduğumuzda ise, “Yorumcu olmak için duygusallığı bir kenara bırakmak lazım. Ben ise biraz duygusal bir insanım. Ama bu yapmayacağım anlamına gelmez; belki bir gün ben de duygusuz bir insan olarak yorumcu olabilirim. Lütfen bu sözlerimi kimse yanlış anlamasın. Yorumculuk yapana saygım var” diye cevap veriyor.

Merakımıza mağlup olarak geçen sezon ilk kez Beşiktaş forması giydiği Kayseri Erciyesspor maçında gördüğü kırmızı kartı soruyoruz. “Bir dokun bin ah işit” tadında şu sözler dökülüyor Ali’nin ağzından: “Futbol hayatımın en önemli ve en kötü tecrübelerinden bir tanesi. O anda yaşadığım şokun etkisini daha yeni yeni atlatıyorum. Herşey bir anda oldu. Açıkçası o günü hatırlamak bile istemiyorum”

Röportaj bitti. Sohbete devam ederken bir hatıra rica ediyoruz kendisinden.

“Denizlispor ile UEFA Kupası’nda oynadığımız meşhur dönem. Lyon ile deplasmanda rövanş maçını oynuyoruz. Denizli’deki ilk maçı da kazanarak gitmişiz. Rakibimiz, Avrupa’nın en güçlü takımlarından birisi. Mutlaka tur atlamak istiyorlar ve saldırdıkça saldırıyorlar. Tam bu anlarda bir de gol attık. Lyon daha çok saldırmaya başladı. Artık maç koskoca futbol sahasında değil, bizim onsekizin içinde oynanıyor. İzleyenler hatırlar. Lyon vuruyor biz çizgiden çıkarıyoruz. Sağdan vuruyorlar tutuyoruz, soldan atıyorlar kurtarıyoruz. İnanılmaz bir durum, nefes almaya vakit yok. Daraldım, bunaldım, bir anda patladım. Artık o an nasıl bir ruh haline bürünmüşsem, bir an maçı bıraktım yanımdaki Lyonlu oyuncuya döndüm; “Yeter” dedim, “Atacaksanız atın artık...”
  Alıntı İle Cevapla
Alt 07-16-2007, 01:41 AM   #8 (permalink)
_Melih_
Guest
 
_Melih_ - Ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nerden: Belli Değil şimdilik...
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 5941
Karizma Derecesi:
Cola Turka Futbolcu Günlüğü Ile Ricardinho



Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’nde bu hafta sırayı bir diğer Brezilyalımız alıyor; Ricardo Luis Rodrigues, nam-ı diğer “Ricardinho”… Sambacı yıldızımız, özel hayatında merak edilenleri, Türkiye’yi nasıl bulduğunu, transferi öncesinde hakkında çıkan haberleri ve Takımımız’ın durumuna ilişkin görüşlerini, bütün samimiyeti ile Cola Turka ile Futbolcu Günlüğü’ne anlattı…

Beşiktaşımız’ın sezon başında kadrosuna kattığı ve taraflı tarafsız herkesin gelmesini heyecanla beklediği, havaalanına ayak bastığı anda binlerce taraftarımızın tezahüratlarla karşıladığı Brezilya Milli Takımı’nın başarılı ismi Ricardinho ile özel hayatı ve futbolun kıyısında yaptığımız röportajda Brezilyalı yıldızımızın sıcakkanlılığı ön planda olurken, sorularımıza verdiği içten cevaplar da işimizi bir nebze kolaylaştırdı. “Ülkemize alıştı mı?” diye sormak üzereyken “Türkiye’de uyum problemi yaşayan futbolcuları anlamıyorum” diyerek, biz sormadan ilk cevabını veren futbolcumuz, “Türkiye çok güzel bir ülke. Özellikle İstanbul inanılmaz bir şehir. Canınızın sıkılması neredeyse imkansız. Kendi adıma konuşuyorum; Türkiye’ye ve Türk insanına çok kısa sürede alıştım. Herkes yardımsever ve herkes bana çok iyi davranıyor” dedi. İdman sonrası ne yaptığını, boş vakitlerini nasıl değerlendirdiğini merak ettiğimiz Ricardinho, şu sözlerle merakımızı giderdi:

“İdman sonraları genellikle ailemle vakit geçiriyorum. Fakat bu aralar hava biraz soğuk pek fazla dışarı çıkamıyoruz. Benim en büyük eğlencem ailemle vakit geçirmek. Çocuklarımla her türlü oyunu oynuyoruz ama genellikle futbol ilk sırayı alıyor. Dışarı çıktığımızda ise alış veriş merkezlerine gidiyorum. İstanbul’da gezilecek o kadar çok yer varki en çok hangisi hoşuna gidiyor diye soracaksanız bu biraz haksızlık olur. Akşam yemeklerini bazen dışarıda yiyoruz. Restauranlarınız ve yemekleriniz çok güzel. Semt olarak da genellikle Etiler ve civarını tercih ediyoruz. Çocuklarımdan birisi henüz çok küçük olduğu için dışarı biraz az çıkmayı tercih ediyoruz.”

Şu ana kadar Brezilya’da Avrupa’da ve Türkiye’de bulunan tecrübeli yıldızımız, üç bölgenin de kendine has özellikleri, gelenek ve göreneklerinin bulunduğunu, basit yaşamayı seven bir insan olarak hepsine kısa sürede uyum sağladığını söylerken, üç bölgede de futbolun aşırı derecede sevildiğini belirterek, “Yaşam konusunda olduğu gibi futbol açısından da bir birinden çok farklı özellikler var. Önemli olan bu stile ayak uydurabilmeniz. Ben burada bunların hepsine çok kısa sürede alıştım. Özetle, Türkiye’de bulunmaktan çok mutluyum” diye konuştu.

Sohbetimizde konu yavaş yavaş futbola kayarken, puan kayıplarımızdan söz eden Brezilyalımız, “Şanssız puanlar kaybettik. Şu anda liderin sadece 6 puan gerisindeyiz. Trabzonspor ve Galatasaray’a mağlup olduk, Fenerbahçe ile berabere kaldık. Ama ben zirveden uzaklaşmamızı bu maçlara bağlamıyorum. Durumumuzu küçük takımlar etkiledi. Kayseri Erciyesspor, Sakarya ve Antalya beraberlikleri, Sivas mağlubiyeti şu anda bizi bu duruma itti. Bu maçları kazansaydık şu anda herşey çok daha farklı olurdu. Bundan sonra bunun gibi maçlar oynamayacağımızı ümit ediyorum” dedi.

Kendisinden çok büyük beklentilerin olduğunu ve bunlar için ne düşündüğünü merak ettiğimiz Ricardinho tek cümlelik bir cevapla yanıtladı sorumuzu: “Beklentileri karşıladığıma inanıyorum.” “Delgado ile yan yana oynar mı oynamaz mı?” tartışmasının yersiz olduğundan da bahseden tecrübeli oyuncu “İkimiz de futbolcuyuz. İkimiz de birbirimizle oyanayabilecek yeteneğe sahibiz. Böyle tartışmalar neden çıktı anlamıyorum” diyerek bu tartışmaya da son noktayı koydu.

Türkiye’de futbola nasıl bakıldığını ve bu konudaki düşüncelerini öğrenmek istediğimiz Brezilyalı futbolcumuz, “Türk halkı futbolu çok seviyor. Hatta Brezilyalılar’dan daha çok sevdiklerini söyleyebilirim” derken, derbilerin Türkiye’de çok üst seviyede geçtiğini belirterek, “Ben derbilere alışkın bir futbolcuyum. Dünyanın her yerinde derbi heyecanı, atmosferi aynıdır. Ama burada biraz daha fazla gibi gözüküyor. Derbileri bildiğim için kimseyi bana büyük maçların önemini anlatmak zorunda bırakmadım. Şu ana kadar oynadığımız iki derbiyi de kazanamadık fakat, ikinci yarıda ikisinden de galip çıkacağımızı düşünüyorum” şeklinde konuştu. Fenerbahçe maçındaki gollük pozisyonu ise “Ben kaçırmadım kaleci kurtardı” diye yorumlayan yıldız futbolcu, “Kalecinin dışında gelişen bir pozisyondu, çok iyi bir kurtarış yaptı” dedi.

Ricardinho, “Brezilya Milli Takımı senin için ne anlam ifade ediyor?” şeklindeki sorumuza ise şu sözlerle cevap verdi:

“Milli takımda görev almak benim için herşey diyebiliriz. Kendi ülkenizi, kendi milletinizi temsil ediyorsunuz. 5 kere dünya şampiyonu olan bir takımın bir parçasısınız. En azından ben bunların bir tanesine katıldım. Benim için mükemmel bir duygu. Çağırıldığım her zaman koşa koşa gitmeye hazırım. Beşiktaş’ta oynarken de milli takıma gitmek istiyorum. Oynayacağım maçlar, yapacağım çalışmalar sonucunda umarım o formayı tekrar sırtıma geçiririm.”

Beşiktaşımız’a transfer olacağı gündeme geldiği andan itibaren zaman zaman övülen, zaman zaman yerilen Ricardinho’ya Türkiye’ye transfer olmadan önce hakkında çıkan bir haberi hatırlattığımızda, biraz kızgın, biraz esprili, biraz da gergin bir cevap alıyoruz. Ricardinho transferini eleştiren bir gazetede çıkan haberin özeti şöyleydi, “Brezilyalı, büyük bir futbolcu olduğu için değil, takım arkadaşlarını teknik direktörü Carlos Alberto Parreira’ya şikayet ettiği, futbolcuların kendi arasındaki konuşmaları Parreira’ya sızdırdığı için Brezilya Milli Takımı’nda oynuyor…” Ricardinho, dudak bükerek karşılıyor sorumuzu ve “Milletin ağzı torba değilki büzesin” ifadesiyle başlıyor konuşmaya: “Eline kalemi alan yazıyor. İsteyen istediğini yazabilir. Herkes düşündüğünü, gerçeklerden çok içinden geleni, istediğini yazıyor. Belki bu daha çok işlerine geliyor. Benim Parreira ile olan ilişkim diğer teknik direktörlerle olduğu kadardı. Bundan ne bir fazla ne de bir eksik. Bu tarz şeyleri açıkçası pek umursamıyorum. Belki bunu yazmayı unutmuşlardır, ben hatırlatayım; herhalde 2002 Dünya Kupası’nda Scolari’nin de çok yakın arkadaşıydım ki o kupaya beni de götürdü”. Bu konudaki son cümlesini ise gülerek söylüyor Brezilyalımız: “Bu durumda Dunga ile de çok yakın ilişkiler kurmalıyım.”

Son olarak bir anısını bizlerle paylaşmasını istediğimiz Ricardinho, kendisini en çok etkileyen olayın ise Türkiye’ye ayak bastığı ilk gün havaalanında yaşadıkları olduğunu ifade ediyor:

“Benim iş ve özel hayatımda çok iyi anılarım oldu. Hiç kötü hatıram olmadı. Bütün futbol hayatımı futbolu bıraktıktan sonra iyi bir anı olarak anlatabilirim. Ama havaalanındaki karşılama gerçekten muhteşemdi. Binlerce kişi benim adımı tezahürat ediyordu. Böyle birşeyle karşılaşacağımı hiç tahmin etmemiştim. Havalanında çıkışımız biraz zor oldu. Arabanın etrafı taraftarlarımızla çevirilmişti ve yola çıkarken büyük güçlük yaşamıştık. Bunlar benim için çok hoş şeyler. O günü unutmam neredeyse imkansız.”