| |
|
Görüntüleme: 1277 - Cevaplar: 64
|
12-20-2005, 12:26 PM
|
#9 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Nemrut kükrüyor
27-08-2004
Ayrı bir cehennem gene yastığım. Gözlerim tavana dikili ve alev alev. Rahatsız eden bir sancı var yüreğimde. Uyuyamıyorum. Fitil tutmaz bir yara almışım, kan kaybederim habersizce. Uyuyamam ve kalkarım. Usul usul ve sessizce. İşte gene aynı hastalık. Yıllar öncesinden kalan. Yokluyor beni uzaktan. Eskiden maça bir gün kala uykular yasaktı. Ne şafaklar eskittim Dolmabahçe önlerinde. "Allahım" diyorum salona yürürken, ne olur bir pansuman. Bir arkadaş arıyorum aslında geceme ortak ve uykusuz gözlerime dost. Ve geçmişim dikiliyor yanımdaki koltuğa. Yine böyle kötü gidiyoruz, yine bir Antep maçı ve yine keskin bıçakların sırtındayız. Bursa'ya yenilmişiz, kupada Lüleburgaz'a elenmişiz ve ortalık kan pusu. Ortalık toz duman. Tribünler salkım saçak ve biz maçtayız. Ben sahayı bile göremiyorum. Öyle kalabalık. Habire babamı dürtüyorum ne oluyor diye!.. Biraz sinirli, agresif. - Ne bileyim herkes sahaya sırtını dönmüş bize de "Dönün" diyorlar; diye çıkışıyor. Meğerse bütün kapalı sırtını dönmüş takımı protesto ediyor. Bizim rahmetli de tek başına sahaya doğru dönmüş maç seyredecek. Pedere de "Dön" diyorlar. Ona sinirlenmiş meğerse. Seyredemiyor ya! İlk yarı bitiyor. Bir gol yemişiz. Eyvah ki ne eyvah! Millet homur homur. Ve ikinci yarı bir gök gürültüsüyle başlıyor. Sanki Nemrut kükrüyor kulaklarıma. Ve sanki Yeşilırmak sağımda. Taşmış! İnsanlar ağlamakla bağırmak arası bir şeyler yapıyor ve ben de onlara katılıyorum. Beşiktaşsın seeen bizim canımııız... Akabinde gol geliyor şifaen; ve babama bakıyorum. Şah damarı patlamış ve gırtlağı Kızılırmak gibi. Hiç tanımadığı bir adam sarılmış babama, öpüyor. Rahmetli sevmez böyle sevişmeyi ama... O da ne! İade-i öpücük yapmaz mı peder; adamı belinden sararken. Harbi ürperiyorum önce, korkuyorum. Korkmamam gerektiğini bilsem bile. Sonra ne demek olduğunu anlıyorum bütün bunların. Bir gol, bir tebessüm Ve uzanan bir el Kızmak ne kelime Beşiktaş'a Hacet yok anlatmaya Beşiktaş'ı Beşiktaşlı'ya Yersiz, sitem etmek Endişelenmek, Ve somurtmak. Yeridir, otobüslere binip İsmetpaşa'nın yolunu tutmak.
|
|
|
|
12-20-2005, 12:27 PM
|
#10 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Yüreklere kamçı
31-08-2004
Asaletin verdiği haz vardı suratlarında. Beşiktaşlı oluş ve o meşhur Beşiktaşlı duruştu ruhlarına altın apoletlerle yerleştirdikleri. Yürekleri dağ gibi yükseliyordu göğüs kafeslerinde. Terleri formalarında, alınları ak ayrılmışlardı da sahadan, hep boyunları bükük inmişlerdi soyunma odalarına. Üç diyar gezmişlerdi de deniz deniz, bir rüzgar çıkmamıştı ruhlarını serinletecek. Bıkmışlardı haftalardır onun bunun dediğinden. Kan damlayan kalemlerden gına gelmişti. Cevap sahada verilmeliydi.
Tribünlerde aşk, sahada hırs ilk göze çarpan mutluluktu. Olacaktı, olmalıydı. Bu sefer şırınga daha derine gitmeliydi. Maç başladığında gurbetteki aşıkların ilk buluşmasını andırıyordu tribünlerden yükselen o güzel tınılar. Ayağı devamlı gazda olanlar tribündekilerdi de ayağını frenden çekmeyi unutanlar hep futbolculardı. İlk buluşmalarında çekingenlik olurdu illa ki. Biz razıydık karasına. "İlle de ille" dedikçe gol yiyorduk habire. Beyin damarlarım "özgürlük" diye bağırırken, demir parmaklıkları zorlayan mahkumlara benziyordu. Ha patladı, ha patlayacak.
İçimizdeki sabırdı, bize dikilen. Ha çatladı ha çatlayacak. Strese yenik düşüyordu beynimiz, ama sesimiz gökyüzünü delik deşik ediyordu. Başınızı iki elinizin arasına alın ve düşünün: Cenk ediyorsunuz. Kaleniz düşmüş. Ve kalenin surlarına 4 bayrak çekilmiş. Her yer istila. Kale içi sinmiş, geri çekilmiş ama halk isyankar, hırçın ve ayaklanmış. Koymuş postasını, görmüş restini. Ve vermişler kamçıyı topçuların yüreğine. Saldırı başlamıştı. Sahadan ve tribünden. Azgın sular gibi kükremişlerdi, yanardağın eteklerine. Ve alkış tutmuşlar İbrahim Akın'a ve Carew'e... Ve sonuç malum. Yiğitler cenk meydanlarında ölürler. Can alırlar ve can verirler ecelsiz. Biz savaşanın hep yanında oluruz. Geri adım atanların asla...
|
|
|
|
12-20-2005, 12:27 PM
|
#11 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Tükür yüzüne celladın
03-09-2004
Pascal Nouma'yı tanırsınız değil mi? Hani rengi kara, gözü kara. Hani derisinden mütevellit ezgin büyümüş. Hani ölümüne kafa atan tekmeye. Hani boynu kırılma pahasına da olsa kafasını Taffarel'in yumruklarına iğdiş eden. Hani sezon açılışına simsiyah kostümüyle gelip kapalının önünde diz çöken. Diz çökerken de "Siz en büyüksünüz" demeye çalışan. Ve hani Leeds United maçında attığı yumrukla boyun eğenlere, boynu bükülenlere isyan eden.
Atalarım yıllarca ezgin yaşadı, hep itildi, hep horlandı ama onuruyla yaşadı dercesine. En yakın dostuna yarasını gösterircesine.
Asi, yalın ve agresif.
Biz de asi değil miydik, biz de yanlı basının gölgesinde kalmadık mı senelerce, saç ayaklarının 3 numarasından nefret kusmaz mıydık? İrin fışkırmaz mıydı gözlerimizden?
Ve onun için sevmemişmiydik bu kara deriliyi...
Bizi anlatmadı mı yaptıklarıyla? Asaletimizi çalmaya çalışan çıyanlara ve hayınlara diklendiğimiz gibi o da dikilmedi mi, Tomas'a, Bülent'e ve Mills'e.
İstemediler!!!
Beşiktaş'ta iyi giden hiçbir şeyi istemedikleri gibi. İşlerine gelmedi çünkü. İyiden yana ve barıştan yana ne varsa koparmaya çalıştılar senelerce.
Ve hayını
çıyanı,
kötüyü sinsice beslediler bildiklerince...
Bizi enayi sandılar, haldan bilmez sandılar.
Oysa biz kül elenmemiş bir dünya istiyorduk. Pazarlıksız ve kardeşçesine.
Herkesin dürüstçe yaşadığı. Ve kavga etmek istiyorduk delikanlıca. Ölümde olsa delikanlıca.
Ve haklıyı görmek istiyorduk kürsüde. Boynunda altın madalya yerine insanlık unvanı. Adam gibi adam olma unvanı.
Ve biz ne gönderilmesi gerekenler gördük, gönderilenlerin yerine. Ne Gordon'lar, ne Toshack'lar gördük haybeye bu ülkeden giden.
Ve sen dear Del Bosque.
Söylenenlere bakma. Gül ve geç. Beşiktaş'a zarar verdiğini bu işi bilmediğini söylüyorlar. Hiç düşünme geç. Kariyerine laf atıyorlar. Atsınlar. Sen de göğüs stopu yaparsın. Makaranı geç.
Senin aleyhine ne yazılıp ne söyleniyorsa geçme; dur ve gül.
Çünkü bunların hepsi senin çok iyi bir teknik direktör olduğunu gösteriyor.
Seni istememekte haklılar, şer cephelerine mevzilenmişler. Çünkü senin iyi olduğunu biliyorlar. Başlarına öreceğin çorabı da. Onun için arkandayız.
Yürü...
Üstüne üstüne yürü. Ve tükür yüzüne celladın
|
|
|
|
12-20-2005, 12:27 PM
|
#12 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Zavallı akbabalar
07-09-2004
Bebek ölmeyi bekliyordu yerde upuzun ve hareketsizce yatarken. Afrika'nın bu baş belası açlık sorunu onu da yakalamıştı.
Küçücük bebek ve açlıktan ölmek. Öyle yıkkın Öyle bitkin Öyle perişan. Ve bir Azrail başında. Bir akbaba. Bu pislik, ucube hayvan bir bebenin ölmesini ağzı sulanarak seyrediyordu. Ölse de işimize baksak gibilerinden. Bütün dünyanın kanı donmuştu da bu pislik hayvanın kanı sular seller gibi olmuştu. Akbabalar. Zavallı leş yiyiciler. Sürülerle dolaşır, karanlık yerlerde yaşarlar. Ve avlarının üzerinde dolanır dururlar. Şanlı Beşiktaşım'ın da üzerinde dolananlar var. Ölmesini bekleyenler, bitmesini isteyenler var. Dişlerini gıcırdatanlar, ellerini ovuşturanlar, kanımızla beslenmek isteyenler var. Korkarım uyuyan bir devi uyandıracaklar. Salladıkları ve salyaladıkları gibi kalacaklar. Zavallı o biçare bebenin kimsesi yoktu anlaşılan pislik müsveddesi çıyan gözlü akbabanın elinden kurtaracak. O anın resmini çeken fotoğrafçı Plutzer Ödülü'ne layık görülmüştü de o bebeyi kaderi ile başbaşa bırakmanın vicdani ve ruhsal yarasını rivayete göre "intihar ederek" ödemişti. Peki ya şanlı Beşiktaşım öyle mi? Milyonlar var canını verecek, "Sen kalk da ben ölem" diyecek. Bir darbede o akbabanın ciğerini sökecek. Bizi yerde yatıyor zannedenler, tarihi bir yanılgı içindeler. Şanlı Beşiktaş'ın asla yıkılmayacağını bilmiyorlar, cahiller. Çünkü biz yerde yatarak yaşamayı, ayakta ölmeye tercih edenlerdeniz. Bir ömür boyu sevenlerdeniz. Karşılıksız Pazarlıksız Ve kül elenmemiş. O cennetlik bebenin keşke yanında olsaydım. Şu satırları yazdığım kalemi o akbabanın gözüne sokardım. İhanetin gözüne sokar gibi...
|
|
|
|
12-20-2005, 12:28 PM
|
#13 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Düş bizim can bizim
10-09-2004
Bir çift gurbet kuşu göz etti bize. Gizlice, "Son liman" dedi gözüken. Fısıldadı, Hani bir şampiyonluk gemisiydi yola çıkan Malatya'dan. Hani yelkeni siyah-beyaz, hani bekleyeni vardı Boğaziçi'nde. Güldü. Islık duyar gibiyim. Hasrete çelme takan ve özleme dikilen. Yumruklarını sıkarken, kaşlarını çattı gurbet kuşu. Sinirli. Hangi limana yanaşmaya kalksak lodos... İskelede okur yazar takımı, oturmuş ferman yazıyor. "İstemezük" diyor. Çımacılar bir alem... Hepsi zulüm giyinmiş: Sinsi, kurnaz ve engerek... Ve her şey zehir zemberek. Ve devam ediyor gurbet kuşu. Allah'tan geminin iskelesi bir asırlık çınar ağacı; sağlam zemin üzerine kurulmuş. Poyraz çıksa sökemiyor. Lodos çıksa yıkamıyor ve fırtınaya gülüp geçiyor. Kuruyan boğazına bir yudum su alan gurbet kuşu, bir of çekiyor, "Nihayet" derken... Cuma itibariyle Adapazarı açıklarına geliyor gemi. Ne zamandır sılada. Dil yarası çok. Tedavi arar, bir pansuman. Ve son tangoya çıkar Sakarya'da... Bir vals, bir çaça ya da bir halay çeker canı. Ve birden şahlanan gurbet kuşu dolu dolu olan gözlerini siler. Bütün heybeti ve ihtişamıyla gürler. Bizim gurbet kuşu; bir Kartalmış meğer. Bir Kara Kartal. Ekmeğimize, aşımıza göz koyanlar oldu. Geceler sessizdi. Malta bıçağı gibi, kınsız ve uyanık dolaştık güvertede. Bir cana kalmıştık, bir de başa. Ve okyanustu bizi serin tutan. Aklı başında sağa sola uymayan. "Sonra garip bir şey oldu" dedi Kara Kartal. Geceleri daralmışken ve neredeyse psikopata bağlanmışken, sesler duyardım kamaradan... Beşiktaşııııııım sen çok yaşaaa!.. Ve göz atardım dışarıya yuvarlak pencerisinden kamaranın.
Su bitmiş.
Deniz yok.
Ve bir el var gemiyi kavrayan;
Bir pençe Milyonların bir yumrukta buluştuğu Bir nefeste soluduğu.
Aykırı Ve işte bizim sevdamız.
Düş bizim can bizim Ellere nesi...
|
|
|
|
12-20-2005, 12:28 PM
|
#14 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Meğer ben Kızılderili'ymişim
14-09-2004
Avuçları çatlatırcasına alkışlamak bize özgüdür. Ses telleri koparcasına bağırmak bize özeldir. Ve Beşiktaş, bu şanlı taraftarıyla güzeldir.
Anadolu'nun dört bir yanından koşup gelenler vardır sizin peşinize. Deplasmanda yalnız kalmayasınız, diye işini gücünü bırakanlar vardır. Bir Beşiktaş flamasını tribüne asmak için ayakkabısının bağını çıkarıp verenler vardır.
Bir yığınak halindedir taraftar, bir yiğitler yığınağıdır. Senin bir gözyaşını görmeye, ya da alnındaki o helal teri silmeye gelenler vardır. Amaçları sadece size dokunmaktır belki.
Ve futbolcular vardır alkışlayana, emekçiye ve taraftarlara koşacağına mikrofonlara koşan. Bilmem hangi televizyonun önceden planlanmış kameralarına. Siz yenildiğinizde o mikrofonlardan, o kameralardan sizi yerden yere vururlar.
Kamçı izleri kan olup fışkırır sırtınızdan. Ama o şanlı taraftar siz yenilseniz bile sizi bağrına basar. Gül açar öptüğü yerden.
Ne olur sanki önce taraftara koşsanız maç bittiğinde. Tel örgülere doğru yüklenseniz. Kucaklaşsanız taraftarla. Sizsiniz deseniz, "Bizi var eden" ve öpücük seline boğsanız bizi.
O zaman nasıl mutlu olur insanlar bilir misiniz? Nedir o uzaktan çıkış tüneline girerken "alkışlıyorum sizi" numarası yapmak.
Önce sizi alkışlayana sizi bağrına basana koşacaksınız. Ondan sonra duşa mı gidiyorsunuz, mikrofona mı gidiyorsunuz, nereye gidiyorsanız gidin... Yolunuz açık olsun.
Ve çiçekleri gördüm dönerken uykumda. Papatya tarlaları hazıroldaydı. Bütün başaklar yol almıştı, karanfiller gülücük dağıtıyordu etrafına.
Ve dikenleri gördüm gülü kıskanan.
Ve bir gemi belirdi birden. Hani o şampiyonluk gemisi vardı ya... İşte o... Bir garip çıkıyordu dumanı. Sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu.
Ve sanki dumanı okuyordum: "İnönü'ye geliyormuş, düğün halayı hazırlansın" diyordu. "Özlem bitti kucaklaşacağız, siyah-beyaz bayraklara dolanacağız" diye devam ediyordu. Ve yeneceğiz önümüze geleni.
Ve soruyordu arkadaşlar.
Nereden anlıyorsun bu duman işini. Rüya bu ya! Meğer ben Kızılderili'ymişim...
|
|
|
|
12-20-2005, 12:29 PM
|
#15 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Çekirdekçiler!
18-09-2004
70'li yılların sonlarına doğru başlamıştı her şey. Delikanlı duyguların maceraya bakan penceresindeydik. Aslında maceradan öte idi. Çok önemli bir kesitti hayatımızı biçimlendiren. Ta bugünlere uzanan hayat biçimi. Maçlara bilet alabilmek derbilerde tribünde olabilmek için yaşadığımız zorluklar vardı. Maç girişlerinde ise manevi eziyetler çekerek büyüdük. Stat kapılarındaki hengame, bir tek kapıya yapılan 5'li, 6'lı kuyruklar, polisin kapının önünde belirip "Son 10 kişiyi alacağız, bilet bitti" demesi ve diğer kuyrukta kalanların can havli ile kapıya hücum etmesi. Ve biletlerin önceden satılmamasından doğan kaoslar. Ve gün geçtikçe güçlenen bir taraftar imajı. Hoş o günleri inanılmaz arıyorum ya... Derken tribün hareketleri başladı. Maçlara geceden gelmeler oldu. İnönü Stadı'nın kapalısında yer ve söz sahibi olabilmek adına mücadeleler verildi. Bir sezonda 20'ye yakın maçta sabahlardık. Deliler Kupası olurdu, Donanma Kupası olurdu, lig olurdu o olurdu, bu olurdu. Ha bire sabahlardık. O zamanlardı derbi. 40 binler yarıya bölünürdü. Kim güçlüyse onun sesi çıkardı. Yiğit başına. Polis kapalıyı jandarmayla beraber tam ortadan bölerdi. 3 adım fazla koltuk için neler yapardık bir bilseniz. Sonra 3 büyük kulüp de kendi statlarında maç yapmaya başlayınca tribün mücadeleleri ve derbiler daha bir salt durumda kaldı. Sonraları tribünlere Avrupalılaşma anlamında ve bağlamında numaralar kondu. Ama yalnızca kondu!!! 80'lerin sonlarına doğru olan bu gelişmeyi hiç kimse sevemedi. Çünkü bu strateji cefakar taraftar profilini siliyordu. Maksat çekirdekçiyi maça çekmekti. Gelenekleriyle görenekleriyle yaşadığımız bu ülkenin her karış toprağında maneviyatçılık yatmaktadır. Sevmenin yalnızca gönülden sevmenin bazı cezalarını biz zaten "modernleşme" adıyla bu dünyaya ödüyoruz. Derken 90'ların başında derbilerdeki o büyük coşkuyu yaratan kitleler, derbiyi derbi yapan denk kuvvet stratejisi ortadan kaldırıldı. Maçlara deplasman seyircisinin gitmemesi bile istendi. Düşünsenize tuttuğunuz takım 70 binlerin, 50 binlerin, 30 binlerin önünde çırılçıplak. Oysa bu süreç zarfında tribün liderleri kimsenin istemediği bir iş yapıyordu. Barış!!! Medya ortamı gerecek haberler bulamayacaktı. Sanal ortamda hayal tacirlerine hep yenik düştük. Taraftarı sindirdiler, derbileri bitirdiler. Ve kendi çıkarları uğruna yanlışa prim tanıdılar. Sülükler vampir oldular. Gelinen nokta şudur ki, 70'lerin sonunda yakaladığımız derbi coşkusu ve taraftar imajı bir şekilde çürütülmek istenmektedir ve çürütülmüştür. "Paralı kulüp, borçsuz kulüp" sloganı altında ülke federasyonlarına baskı yapan UEFA ve FIFA gerçek ve sadık taraftarı bir kenara itmiştir. Paralı taraftarlar locaları ve VIP'leri doldurmuşlardır doldurmasına ama tuttukları takıma manevi desteğin zerresini bile vermemişlerdir. FIFA ve UEFA ülke federasyonları aracılığıyla kulüplere zengin taraftar profili çizmiştir. Yani taraftar maça gelecek, şapka, atkı, forma alacak, kola içip, tost yiyecek, tuvalete girip para ödeyecek. Ve kulübüne para kazandıracak. Zengin taraftarların statlara gelmesi ile futbol tamamen tiyatro vari bir havaya bürünmüştür. Bu bağlamda UEFA tiyatro sahnelerine de el atmalıdır. Bu kadar tiyatro meraklısı ve izleyicisi varken, tiyatrolarımızın iflas eşiğinde olması düşündürücüdür.
|
|
|
|
12-20-2005, 12:29 PM
|
#16 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Nişangahtaki adresler!
21-09-2004
Lez bağlamış, kokuşmuş, kırış kırış bir önlük var bellerinde. Cepleri var önlüğün belli belirsiz. İçi derin, içi dipsiz ve bir o kadar da sevimsiz. Tohum doldurmuşlar ceplerini avuç avuç. Nifak tohumları... Ve serpmekteler, savurmaktalar ağızları salya salya. Ve filiz beklemekteler. Pazar gecesi gördük ki toprak ana kabul etmemiş tohumlarını. Ne sahaya atlayan, ne tribüne zıplayan, ne de tek bir küfür eden var Dolmabahçe sırtlarında. Ne de korner atan bir adamı kulaklarından yukarıya çekip tokatlayan var. Verilen penaltıda bırakın isyanı, homurtu bile yok. Hakkı hakka teslim ettik. Ecel kayıtları yapan hayal tacirleri, korkuya davetiye çıkartanlar ve o canım stada standart dışı diyenler. Şimdi ne diyeceksiniz!.. O şanlı Beşiktaş taraftarından özür diler misiniz ki, köşe gönderinin dibinde, kuytu bir köşede duran o şaşal şişesine gülüp geçer misiniz ki, içeriye nasıl girdiğini anlamadığım ama asla sahaya atılmayan o meşaleleri yazar mısınız ki... Kibrit çöpünü bile cebinde saklayan şanlı Beşiktaş taraftarına "Alnını uzat öpeceğim" der misiniz ki... Demezsiniz... İşinize gelmez. Siz şimdi başka topraklara gitmektesiniz. Verim ararsınız. O janjanlı camın arkasında otururken cadı, yalan hamurunu dağ dağ yoğurur. İşte isyanımız bunadır. Yok mudur bu ülkede kötünün kulağını çeken. Vardır elbet. Sesimiz doğruca dağlaradır. Çünkü umut dağlardadır. Ve bir gün nifak tohumunun denizine düşenler yılana sarılacaklardır. Ama onlara yılandan fayda gelmez. Çünkü yılan da topraktan yanadır
|
|
|
|
|
Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
Yetkileriniz
|
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts
HTML Kodları Kapalı
|
|
|
Style designer by kaptanblack
Powered by vBulletin Version 3.7.1 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Tüm Saatler GMT +3. Saat: 09:36 AM . Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC8 ©2008, Crawlability, Inc.
|
|