| |
|
Görüntüleme: 1279 - Cevaplar: 64
|
12-20-2005, 12:29 PM
|
#17 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Yalan senaryoları
24-09-2004
Malumunuz maç seyretme özürlüyümdür. Nedeni kronikleşmiş bir hastalığın pençesinde olduğum değildir. Tamamı taraftara olan saygım ve sorumluluğumdur. Kaç gol vardır, futbolcular üst üste sevişirken attığımızı anladığım, kaç gol vardır top santradayken yediğimizi anladığım. Göremediğim yüzlerce gol vardır, akşam evde seyrettiğim. Ve yüzlerce gol vardır, "Kim attı!" diye sorduğum. Ama hiçbir maçı hatırlamadığım yoktur. Her maçı aşağı yukarı çözerim. Yalanı da bilirim, yılanı da. İhaneti illaki duymuşumdur, fetbazı da. İhanet sehpasında olması gereken kaç futbolcu bilirim. Hala lalezar içinde dolaşan. Ve yalandan bir dağ olmuşken etrafımız, bir oyuk ararız gerçekleri saklayan. Teselliyi o oyukta buluruz, belki delikanlıyla orada tanışırız ama koskoca dağ dururken?!! Hafızama almam gereken maçlardan biriydi, pazar gecesi oynanan derbi. Hani sahaya niye atlanılmadığı sorgulanan, hani "Bu maçta atlamadılar ama öbür maçta kesin atlamaları lazım" denilen. Hani 32 bin koltuğu var, en az 45 bin kişi içeri aldılar ahkamı kesilen ve Galatasaray galibiyeti kaçırdı, Beşiktaş çok kötü oynadı manşetleri atılan. İşte o maçı seyrediyorum. Saat 00.45 TRT 1'deyim. Aslında maksadım tribünden gelen sesi dinlemek. "Görevimizi yapmış mıyız?" diye işkilleniyorum. Dikkatimi ilk 15 dakika ve 2. yarıdaki penaltı çekiyor. Çünkü bu dakikalarda sarıkırmızılı ekibin 'baskısı, atağı ve atış sinyalleri var' spikerin ağzında. Geri kalan bölümlerde hep siyah-beyazlı futbolcuların hırsı, kazanma arzusu, kaçan 7-8 net gol pozisyonu ve rakibi 70'den sonra, bunaltan, sindiren o muhteşem kondisyonu mevcut. "Allah Allah" diyorum yorumcuları ve yazarları düşünürken, ben başka maçı mı seyrettim ya da onlar başka maçı mı anlattı. Neden sonra düşen köşeli jetonun sesini duyuyorum. Bir kahkaha bir neşe sormayın gitsin. Önce kulağıma eğiliyor ve usulca fısıldıyor. Ne dese beğenirsiniz? "Gecenin 1'inde maç seyredersem böyle olurmuş." Maalesef ekrandaki takımlar Altay ile Kayserispor'muş!!!
|
|
|
|
12-20-2005, 12:31 PM
|
#18 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Bush'la öğle yemeği!
28-09-2004
İsyanın ağır boşluğu vardı kulaklarımda. Sabır taşının çatlayan bölümünde direniş hakimdi kadere. Bütün kurşunları göğsünde taşıyan taraftar, kalbura döndüğünü 7. maçın sonunda anlamıştı. Bir babanın evladına kızdığı zamanki ses tonu hakimdi tribünlere. Ve eve gitmenin imkansız olduğunu ayaklarıma anlatamıyordum. Kanımızdaki asalet şaha kalkmıştı oysa... Tam 92 dakika bağrımıza basmıştık her türlüsünü siyahın. Siyaha verdiğimiz desteği kıskananlar, beyazımıza da laf atıyorlardı sinsice. Aç yırtıcılar gibi en kötü zamanlarda fırsat ticaretine soyunuyorlardı. Doktorlar yemin ederler. Adı Hipokrat'tır. Peki o doktorlar, hakem olursa ne yemini ederler, merakımdır... (Metin Aydoğan) Tekmili birden bütün cesaretli hakemlerin, bizim maçlarda gövde gösterisi yapması düşündürücüdür. Yorumcuların da bu hakemleri gizli gizli desteklemesi eyyamcılıktır. Bir gazetede eski bir hakemin, doktorluktan hakemliğe terfi eden hakem için, "İyi niyetli, gördüğünü çalmaya çalışıyor" demesi bunun katmerli bir ispatıdır. Tayfun'u gören göz Tita'yı görmüyorsa, sorun gözde değil, beyindedir. Acaba o beyin duş alıpta mı maça gelmiştir, yoksa Cem Papila ile bir akşam yemeğine mi çıkmıştır? Bilemem. Ama bildiğim yukarıda bahsettiğim sevgili eski hakemimizin şurupların, pardon grupların bazı taraftar liderlerini yemlediğinden bahsetmiş olmasıdır. İsim istiyoruz beyefendi isiiiim. Kimmiş bu arkadaşlar anlat da bilelim. Ucuz popülizm yapma. Hangi şurup, hangi grup. Şanlı Beşiktaş taraftarlarını ne yerine koyuyorsun da yemden bahsediyorsun!.. Aynı eski hakemimiz, pazar gecesindeki programında Çarşı Grubu'nun futbolcu tayinlerinde Del Bosque'ye baskı yaptığını söylemiş. Helal olsun iyi istihbarat yapmış. Ama Çarşı Grubu olarak, George W. Bush'la bir öğlen yemeği yediğimizi ve Irak savaşını masaya yatırdığımızı atlamış!!! Kör kuyulara olta atıyorsun beyefendi. Sağa sola sataşarak gündemde kalmaya çalışıyorsun. Ve her doksan dakika ses telleri yırtılırcasına bağıran taraftarın emeğine ihanet ediyorsun. "Bu hakeme iyi, bu taraftara kötü" diyen zat-ı muhtereme daha fazla zaman ayırmayacağım. Gelelim beterine... 2-1'lik skor yakalanmışken hangi futbolcuya Del Bosque, lazımdır. Futbolun bir adaleti vardır ve o adaleti futbolcu verir. Çıkarsın oynarsın. Bir yerden sonra teknik direktörün fazla bir etkisi olmaz. Maçı futbolcular kazanır. Cumartesi gecesi sizin antrenörünüz taraftarınızdı. Siz onlara da ihanet ettiniz. Beşiktaş tarihi ile ilgili kitaplar okumanız, Beşiktaş tribünü ile ilgili bilgiler edinmeniz ve o ruhu yakalamanız, futbolculuk kariyerinizle doğrudan bağlantılıdır. Hak edene kadar size de fazla zaman ayırmayacağım. Üstünüzde taşıdığınız forma ve onun arması Türk futbolunun eşsiz ve emsalsiz şanıdır. "Hatırlatayım" dedim.
|
|
|
|
12-20-2005, 12:32 PM
|
#19 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Yüreğimiz ruhunuzladır
02-10-2004
Geçmişe dönüp baktığımızda hep kahramanlık türküleri söylenir Beşiktaş tribünlerinde. Ve hep yiğitlik şarkıları ezberletilir bebelere. Zulamızda terleyen binlerce siyah beyaz resim vardır, arkadaşımıza göstereceğimiz. Ve duvarlarımıza en güzel siyah beyazı biz asarız. Beşiktaş kapalısı ve efsanesini yaratmak ve ona gıpta ile bakmak sırf siyah beyaz bir düşünce değildi. Taraflı tarafsız herkesin parmakla gösterdiği bir tribün yaratmıştık. Bu süreçte yüzlerce düşmanla savaştık. Aklınıza hangi türlüsü geliyorsa. Ve kafa tuttuk imparatorluklara. Asla yalnız yürümedik. Yüzlerce delikanlı davamıza ortak olmuştu. Beşiktaş aşkının verdiği güçle daha sıkı, daha sağlam, daha siyah, daha beyaz bağlanmıştık birbirimize. Ve onlarcası aramızdan ayrıldı. Göç ettiler bu dünyadan. Kritiği (Müfit) hala görürüm, İstanbul'un herhangi bir caddesinde. Elinde bayrağı, boynunda atkısı ve şapkası hiç eksik olmazdı kafasından. Belki şimdi gökyüzünde bize yukarıdan bakıyor ama ben hep görürüm onu. Öylesine siyah beyaz herhangi bir yerde. Çatal yürekli cüceyi (Ayhan) görürüm, Beşiktaş'ın herhangi ber sokağında. Hayatını adamış bir Beşiktaş bayrağına. Ve elinden düşmeyen o çanı ile bizlere seslenir: "Yürüyüüün laan!" Hacı babayı görürüm, sürünüyorum şarkısının laylayını söylerken. Bir ömüre sığdıramamışken Beşiktaş'ı, ille de ille, söylememizi ister: Beşiktaş'sın seen bizim canımıız... Dağ gibi Soner'imi görürüm, hayatının baharındayken arkasına bakmadan yürüyüp giden. Mühendis Oktay'ımı görürüm, bir Galatasaray maçı çıkışında otobüs beklerken... Sapsarı saçlarıyla Süleyman'ı görürüm, kokuşmuş bu dünyaya her esprisi ile ders veren. Ve kızların sevgilisi Serkan'ı görürüm, Kuzguncuk sokaklarından İstanbul'a taşan. Bu tribünün kurulmasında çok büyük payı olan kokoyu (Cavit) görürüm. Hayatını tırmalayarak kazanan ve saçma sapan kaybeden! Ve Ece'yi görürüm, gökyüzünün herhangi bir kavşağında. On yıllık kısacık ömründe Beşiktaş'a şiirler yazarken. Benim hanımın gelinliği ve onun duvağı hala elindedir belki... Ve o da terkeder suratında maske ile dolaşan bu iğrenç dünyayı. Cennetlik bu kardeşlerimizi siyah beyaz kefenlere sararak gömdük. Mezarlıklar doldu taştı her seferinde. Göz yaşımızın her damlasında bir okyanus gizliydi. Tutamıyorduk... Boncuk boncuk yanağımıza süzülen o gözyaşlarından yıkılmayan bir kale yapmıştık. Ve and içmiştik mezarlarının başında. Ve ağlayarak bağıran, bağırdıkça ağlayan delikanlılar gördüm perşembe akşamı tribünlerde. Duyguları göz pınarlarına taşmış. Ve stadın her yerinden alkış yağmuru gördüm, kapalıyı tebrik eden. Şanımıza san veriyorlardı. Sonra meydanı boş bulduklarını zannedenleri gördüm. O aç yırtıcılar irinlerini dışarıya fışkırtıyorlardı. Beşiktaş'ı yok etmek için önlerindeki tek engeldi Beşiktaş taraftarı. Asla yıkılması mümkün olmayan bir kaleye saldırıyorlardı. Akılları sıra bizi de çökertip arzuladıkları cumhuriyetlerine! kavuşacaklardı. Ve siz cennetin herhangi bir penceresinden bizi seyreden yolu siyah beyaz bütün arkadaşlar. Verdiğiniz onca emek boşa gitmeyecektir. Sinsi zulümlerle gizli gizli düğmeye basan üç beş paçası yırtık, Beşiktaş taraftarını asla lekeleyemez ve yıkamaz. Haklılar her zaman boş arazilerde, teke tek dövüşlerde ortaya çıkarlar. Perşembe akşamı tribünlerden verilen cevap hakkın ve doğrunun ta kendisidir. Ruhunuz şad olsun...
|
|
|
|
12-20-2005, 12:32 PM
|
#20 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Beşiktaş ve İrlanda!..
05-10-2004
Bütün Britanya'yı ele geçirmek isteyen İngiltere'ye karşı İrlandalılar, Galliler ve İskoçlar birleşirler. İngiltere Krallığı'ndan istedikleri yalnızca adalettir. Bu istekleri dikkate almayan bu krallık, daha da ileri gidip, insanların topraklarına hatta namuslarına bile, namussuzca göz diker. Ve uyuyan bir devi, yüreğinde sadece sevgi olan İrlandalı William Wallace'ı uyandırırlar. Ve bu üç saç ayağıyla İngiltere arasında, film kopar. Uçsuz, bucaksız boş bir arazide kapışılır. Anlayacağınız tam bir er meydanı. Kılıçlar çekilir, okçular gider, atlılar gelir, mızraklar atılır, piyadeler koşar, koşar, koşar... İngiltere'ye muhalefette başı İrlanda çekmektedir. İngiliz piyadeleri savaş nidaları atıp, depara kalkınca İrlandalılar da kendi cephelerinden karşılık verirler. Ve göğüs göğüse gövde gövdeye mücadele başlar. Tam istediğimiz gibi. İngilizler ise bu olaya başka bir savaş taktiği ile cevap verirler. Ve işte o anda ihanet 32 dişiyle gülmeye başlar. Buram buram kokan bu hayınlık bütün Britanya'yı sarar. İkinci İngiltere saldırısına cevap vermesi gereken, hatta bütün araziyi çevrelemesi planlanan İskoçlar ve Galliler, o er meydanı dediğimiz savaş alanından İrlandalılar'ın göz bebeklerine baka baka kahpece ayrılır. Taraftar pardon savaşçılar ne yapacağını şaşırmıştır. Meğer İngilizler, İskoçlar'ı da, Galliler'i de kilolarca altına satın almışlar. Kahpece kurulan bu tuzakla İrlanda'yı alt ederler. Üstüne üstlük ismi yedi düveli aşmış William Wallace'ı da yakalarlar. Ve İngiltere'ye getirirler Wallace'ı. İdam sehpası kurulur. Celladın salyaları akmaktadır. Kesici aletler yan yana dizilir. Paçalarımın asaleti ile kral belirir birden... "Yaşasın İngiltere Krallığı, diye bağır İşkence yapmayalım sana" der. William Wallace bağırır; Öz-gür-lük... Son şans verir Kral ve Wallace yine bağırır. Öz-güür-lüük... Hiç bitmesini istemediğim bu film Wallace'ın parçalara bölünen vücudunun, İngiltere'nin meşhur meydanlarında sallanmasıyla son bulur. Filmin ismi Braveheart. Ha unutmadan söyleyeyim: Filmde bir de cüzzamlı adam var. Aslında çatı tam oradan su alıyor. Fetbazın, yılanın, hayının ve sinsinin en önde flama taşıyanı o... Çok az rol almasına rağmen filmin bayağı bir yükü onda. Şimdiiii... Britanya Adası'nı Türkiye Ligi, kabul edersek, İrlanda'yı da Beşiktaş olarak alırsak, Galler kimdir, İskoçya nedir, William Wallace kime benzetilebilir? İngiltere hangi kurum olabilir? Birazcık düşünün ve cevap verin. Sanırım bulmakta fazla zorlanmayacaksınız... O cüzzamlı adamı da unuttuğumu zannetmeyin. Onu da beynime kazıdım.
|
|
|
|
12-20-2005, 12:32 PM
|
#21 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Sosyete Eczacı!
08-10-2004
"Ne Eczacı, ne Tofaş, en büyük Beşiktaş" diye bağırırdık o yıllar basketbolun biraz cilveli, biraz karizmalı ama çokça paralı hegomonyalılarına. Genelde müessese takımlarının yapmacık zaferleriyle biterdi maçlar. Jum shoot atardık, hook shoot atardık, sayı atardık, hatta kendimizi yere bile atardık maçı kazanalım diye. Ne mümkün! İki düdük ya da bir steps ya da düzmece bir faul çalardı hakemler. Bütün salon ayağa kalkardı. Küfürün bini bir para! Hakem aşağı, hakem yukarı. Ve isyan ederdi basketçiler, çepeçevre itirazlara boğarlardı hakemi. Tabii malum karar çıkardı. Teknik faul! Ve salon patlardı: "Müessese uşağı inme hakemler." Aldığımız ne maçları verdik böyle altın tepside. Oysa kurulu düzene oyuncak yapıyorlardı bizi. Ne hüzünler yaşardık bir bilseniz... Hatırladığım kadarıyla Ahmet, Hurşit, Battal, Erman ve Tom Davis'li kadrosuyla bir şampiyonluk koparmıştık Spor Sergi Sarayı'nın parkelerinden! Hey gidi Spor Sergi Sarayı... Nelere şahit oldun sen. Ne maçlar yaşadın. Dilin olsa da !? Ne dili, külün bile kalmadı ki konuşasın. Sen gittikten sonra basketbolun da tadı kalmadı. Eczacıbaşı, müessese olabilmenin avantajıyla hüküm sürüyordu ligde. Onlarla oynadığımız her maçta 5-6 bin basıyordu Sergi Sarayı. Onlar bizi hakemlerle eziyordu, biz de taraftarımızla. "Hapçı, kapıcı, sosyete Eczacı" sloganı her maçta teknik heyeti biraz sinirlendiriyordu. Rahmetli Aydan hoca ile uğraşmadan çıkmazdık salondan. Affetsin bizi. "Bombarasi bombarasi bom bom bom, siyah-beyaz güm güm güm" sloganı o zamanki tezahürat anlayışının en skorer sesiydi. Kamera, bayrak, skorboard, sosyete ve üst kattan oluşan beş tribünü vardı Sergi Sarayı'nın. Sahaya hakimiyet, genişlik ve büyüklük bakımından bayrak tribünü en makbulüydü. "Neler oluyor hayatta, bir de şu rüyam gerçek olsa" diye başlayan "Beni arıyor, beni soruyor, hayırdır inşallah" diye biten bu şarkı bir Spor Sergi geleneği haline gelmişti... Aslında basketbol nostaljisine gömüldüğüm bu yazıda hatırlatmak istediğim yaklaşan basketbol ligi midir, yoksa futboldan hiç bahsetmemem, altı çizilmesi gereken bir protesto çeşidi midir? Hiç bitmek bilmeyen isyanım, hakkımızı alana kadar feryatlarıma kardeş olacaktır. Basketbol camiasına hürmetlerimle...
|
|
|
|
12-20-2005, 12:33 PM
|
#22 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
İstenmeyen adamlar!
12-10-2004
Yozlaşan dünyamızda farklı meskenlerde çeşitli duygularla karşılaştığımız olmuştur. Gerçek hayata bakış açısından son derece önemlidir bu randevular. Artık sırça saraydan çıkılmıştır. Yer yoktur maskeyle gezenlere. Ve kalleş cirit atarken sokaklarda söz delikanlının hakkıdır. Kocaman yürekli, kocaman adımlı adamlar gördüm pazar günü Ahmet Fetgeri'de. Basketbol topu değildi elleriyle oynadıkları, sıkı sıkı sarıldıkları hayatın ta kendisiydi. Sandalyenin üzerinde oynuyorlardı. Ve o sandalyenin bilek hakkıyla dönen tekerlekleri vardı. Ayaklarıyla yere basamıyorlardı belki ama yürekleri dolaşıyordu salonun her santimetrekaresinde. Maskesiz, tertemiz ve bir o kadar da asil duruşları vardı gözlemlediğim. Kazanma hırsını sadece ama sadece alınteriyle birleştirmenin haklı vakurluğu vardı üzerinde. Kendisiyle böyle barışık Yüreği böyle altı okka Ve hayata böyle feyk atan Engelli basketbolcu kardeşlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum. Yiğitlerin harman, yüreklerin civan olduğu, buram buram alınteri kokan Ahmet Fetgeri Salonu'ndan ayrılırken aklım büyük nezaket gösterip maça gelen ve o maçı pürdikkat gözlerle seyreden Del Bosque'ye takıldı. Ve bayağı gerilere gittim. Aklıma filinta boylu Pascal'ım düştü. Akrep dolu kuyulara itmişlerdi. İlkinde arkasında durmuştuk ama ikincisinde 100. yılımızdan vurmuşlardı. Yakışıyordu bize ve çok yararlıydı. İstemediler. Sonra Toshack düştü aklıma. Adam birkaç kişinin yerini değiştirmiş, birkaç kişi de yedek bırakmıştı. Oysa ileriye dönük büyük yatırımları vardı. Beşiktaş'a 10 senelik bir takım yaratacaktı. İstemediler. Ve Daum'a ilk defa sinirlendim. Ona bir gelecek hediye etmiştik kimyasalı (!) olmayan. "Lösemili çocuklar seni çok özledi" flaması hala gözlerimin önündedir. Beşiktaş'a hizmet ederken kokainman, bu ülkeye girmemesi lazım, 'Benim olduğum yerde çalışamaz' diyenlere hep göğüs gerdik. Oysa şimdi 'dahi' diyorlar. Onu bile hazmedemediler. Gönderdik. Zago'yu bile alet ettiler emellerine. Kuşadası'ndaki seminerlerinde linç ettiler adeta. Çünkü en iyi defans oyuncusunu transfer etmişti Beşiktaş. Heryerden saldırdılar. 'Cani' dediler, 'cellat' dediler. Halbuki çok yararlıydı bize. Yükselen bir değerdi. Maalesef gönderdik. Ellibir maçta bir mağlubiyet alan, geldiği sene şampiyon olan, dönen entrikalara delikanlıca dikilen, başarıları arttıkça korkaklıkla suçlanan ve avucumuzun içinden alınan şampiyonluğa isyan eden Lucescu ilişti hayallerime. Onu da istemediler. Hiçbirisinin arkasında duramadık. O kadar hızlı, o kadar sinsi dönüyordu ki çarklar alev alan yeri söndürürken öte yanı su basıyordu. İnce hesaplanmış milimetrik tezgahlanmış bu oyunlar devam etmektedir. Bize iyi olan hiçbir şey istenmemektedir. Ve kötüye ısrarla iyi denmektedir. Ve bu düzenin son oyuncağı Alex Ferguson'un yere göğe sığdıramadığı Steaua Bükreş'in patronunun 'Hayalimdeki tek şey elini sıkmaktır' dediği Vicente del Bosque'dir. Yanında mı yürürüz, arkasında mı dururuz bilemem. Elimizdeki takdire şayan taşlardan bir tanesidir. İnanılmaz kıskanılmaktadır. Şahsına desteğimiz sürdükçe mutlaka başaracaktır. Ve bu sefer kıskananlar çatır çatır çatlayacaktır.
|
|
|
|
12-20-2005, 12:33 PM
|
#23 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Vicdan azabı!
15-10-2004
Zulamda kan ter içinde bekleyen kan kırmızısı iki şişe köpek öldüreni, bir kuzu gibi yatırıverdim ayaklarımın dibine... Amacım, kötü gidişten mütevvellit, az bir şey efkar dağıtmaktı. Yoksa ne bir plazanın 12.katındaydım, ne elimde bir duble Macallan vardı, ne de püfür püfür tüttürülecek Cohiba marka purom, ne de hayalini bile kuramayacağım 20 milyon dolarım... Sahip olduğum yalnızca alnımın akı, anamın helal sütü ve babamdan miras şanlı Beşiktaşıma gönül üyeliğimdi. Zulmedilmenin, itilmenin, her seferinde ezilmenin haksız yumruklarına gard alarak büyüdük. Steven Spielberg'in hayal senaryolarına kafa tutan pırıl pırıl bir delikanlılığımız vardı. Gerçekle kolkola yaşayan, asla sanal olmayan bir dünyaydı bizimkisi. Perde arkalarında dönen dolapları görmezden, adam başı verilen şahinleri duymazdan gelirdik. Yüreğiyle mücadele edip, bileğiyle kazanmanın, haklı onurlarını kaç kez yaşadık şarkılı, türkülü, şenli(!) eğlencelerimizde. Afganistan çöllerindeki sinsi sinsi döşenmiş mayınlar bile kıskanır olmuştu, bize kurulan namert tuzaklarını. Yiğitliğe verilen madalyaları çöplüğe atanlar, çöp tenekelerini başarı kürsüsüne çıkartıyorlardı. Gak dendiğinde ağzımızdaki peyniri düşürmemizi isteyenler tırnaklarımızla, dişlerimizle sökerek koparttıklarımıza burun kıvırıyorlardı. Hava kirliliğinden sonra, adam fakirliğine de mi yenik düşüyorduk yoksa. "Haklının yanındayım, güçlünün değil" diyecek birileri yok muydu etrafımızda. Ayaklarımın dibindeki köpek öldüren, sosyete kulvarındaki Macallan'a nispet yapıyordu. Ciğerlerimi zıplatan bu şişe içimi de ayrı ısıtmıştı. "Yak bakalım, yak bakalım puroları yak bakalıııımm" diye tempo tuttuğumuz, yoksa şampiyonlarımızı da çalan markası Cohiba olan purolar mıydı? Salı günü Fanatik Gazetesi'nde Necil Ülgen imzalı o yaşanmamış(!) hikaye bir yazarın vicdan azabı mıdır, yoksa herhangi bir vatandaşın kendisiyle bir iç hesaplaşması mıdır? Yoksa toplumsal çöküntü yaşadığımız bu günlerde üstü yaşanmamış hikaye örtülü gerçeğin ta kendisi midir? Futbol kamuoyuna hürmetlerimle!
|
|
|
|
12-20-2005, 12:34 PM
|
#24 (permalink)
|
|
Guest
Nerden: KAPALIDAN-BERLiN
Mesajlar: n/a
Karizma Puanı: 28805
Karizma Derecesi:
|
Sinsi siyaset!
19-10-2004
Uzun uzun düşünmüştü... Bunca zaman beraber yaşadığı çocuğa ne diyecekti? Çare yoktu. Emir kesindi. Ve vakit tamamdı. Terk edecekti, terk etti. Terkedilmişliğin verdiği acı, yerini kayıp rüzgarlarına bıraktı ve onca yıllık "Çarşı" Boyner oldu. İşte o anda tek oluşumuzun ve var oluşumuzun sayın Cem Boyner tarafından tescillenmesi(!) futbol kamuoyunu ne kadar ilgilendiriyor, ilgilenemem ama beni ayrı düşüncelere itti. Beşiktaş taraftarını Çarşı'ya yüklenerek bölmeye çalışmanın sinsi düşünceleri, siyaset sayfalarına bile taşınmıştı. Yapılan onca provoke, verilen onca ara gaz, "Terk ettirilememenin" rüküş kıyafetlerini andırıyordu. Oysa biz sevdanın ağır ağır kavrulduğu bir memleketten geliyorduk. Güneş bir dilim ekmeğin bölünmesine bile şahitti. Ve masmavi gökyüzünü hep bulutların arasından görüyorduk. Terk edilemeyen bir sevdanın altın prangalarını taşıyorduk yüreğimizde. Yağmur yağdığında altına girilecek bir şemsiyeydi "Çarşı" o kadar. Yoksa şanlı Beşiktaş taraftarından ayrı bir mukayese kantarına çıkarılmak zaptedilmiş köşelerin yılanlarla takviyesi değil de neydi?.. Aç ve susuz kalan, karanlık gecelerde ihaneti yaşayan ve can'ın binbir türlüsünü gerçek hayatında hisseden Ahmed Arif "Terk etmedi sevdan beni" derken Beşiktaş taraftarının sesi soluğu mu olmuştu yoksa?.. Arzulanan terk ediş, istenilen maça gelmeyiş ve istifa seslerinin bir türlü duyulamaması birçok kişiyi derinden yaralamıştır. Kurulan tuzaklar hep boş kalmıştır. Tek bir Beşiktaşlı bu tuzaklara düşmemiştir. Yedisinden yetmişine, bilinçli desteklemenin ne olduğunu yedi düvele göstermiştir. Sayın Cem Boyner "Çarşı"sını belki ticari bir amaçla terk etmişti ama saygıdeğer bazı büyüklerimizin medya desteğini de arkalarına alarak Beşiktaş camiasına sundukları "Çarşı'yı terk ediş" senaryoları ve kampanyaları, sayın Umur Talu'nun dediği gibi "Gazeteciliğin ve haberciliğin hakkıyla yapılamadığı" bir ortamda dahi iflas etmiştir
|
|
|
|
|
Konuyu toplam 1 üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
Yetkileriniz
|
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts
HTML Kodları Kapalı
|
|
|
Style designer by kaptanblack
Powered by vBulletin Version 3.7.1 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Tüm Saatler GMT +3. Saat: 02:24 PM . Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC8 ©2008, Crawlability, Inc.
|
|